İleriye Geriye ya da Hiçbir Yere mi? Kuzey Kafkasya: Problemler ve Politikalar

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Kuzey Kafkasya sosyo ekonomik durumu, devlet yönetimi ve ulusal güvenlik açısından Rusya'nın en önemli bölgesidir. Durumu iyice anlayabilmek için şu iki noktaya dikkat çekmek gerekmektedir:

* Kuzey Kafkasya politikacılar tarafından anlaşılamayan ve değerlendirilemeyen eşsiz bir mozaiktir.

* Kuzey Kafkasya halkları bir zamanlar Rusya tarafından işgal edilmiş ve ardından da kötü muamele görmüş olmayı hiçbir zaman kabullenememişlerdir. Bugün için de Rusya, bu bölge için önceden düşünülmüş, bilimsel ve eşitlikçi bir politikaya sahip değildir. Tabii ki buna halkın isteklerini bastırmak, entrika çevirmek ve henüz tam olgunlaşmamış problemleri görmezden gelmeye çalışma politikalarını dahil etmiyoruz.

Fakat durum göründüğünden daha karmaşıktır ve bütünü oluşturan parçalar birçok analizin sonucu olarak ortaya çıkar. Gerçekten de Kuzey Kafkasya'da etnik açıdan oldukça karmaşık bir nufüs yaşamaktadır ve bu nüfus halen dil özelliklerini ve sosyo ekonomik ilişkiler anlamında geleneksel özelliklerini korumaya devam etmektedir. Rusya'da yaşayan insanların ve yeni nesil politikacıların büyük bir çoğunluğu için bugün Kuzey Kafkasya'da yaşananlar oldukça anlaşılamaz durumdadır. Acaba bu bölge gerçekten de bu kadar benzersiz midir ve halk olarak diğer Rusya halklarından radikal bir şekilde bu kadar farklı mıdır?

Nalçik'in, Grozni'nin, Vladikafkaz'ın ve diğer birçok Kuzey Kafkasya şehrinin Rusya çapında iş ve tatil yeri olarak ne kadar popüler oldukları unutulmamalıdır. Şüphesiz dramatik tarih ve etno kültürel faktörler bölgedeki tüm problemlerin ve anlaşmazlıkların en önemli sebepleridir.

Çevre ve Kaynaklar:

Bölgenin doğal kaynakları ve çevresi hakkında genellikle abartılmış bir tonla konuşulmaktadır. İşin aslında Kuzey Kafkasya çok zengin doğal iklimsel ve mineral kaynaklara sahip değildir. Tabii ki Stavropol ve Krasnodar eyaletlerinin bereketli topraklarını, bol mersin balıklı Hazar Denizi'ni ve Çeçen-İnguş'un mütevazi petrol kaynaklarını saymazsak, bölgenin kalan dağlık bölümleri işlek bir ekonomi için elverişli imkanlara sahip değildir. Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin belli başlı toprakları da iklim açısından tarımsal ekonomiye uygun değildir.

Kafkasya'nın kuzeyi, güneyi gibi elverişli iklim yapısına sahip değildir. Elit kesimler dışındaki Kafkas halklarının ve özellikle dağlarda ve dağ eteklerinde yaşayanların geçmişte zor bir yaşantılarının olması da tesadüf değildir.

Tüm bu sebeplerden ve özellikle de gün geçtikçe keskinleşen pazar ekonomisinin getirdiklerinden dolayı Kuzey Kafkasya halkları fakir yaşamaya mahkummuş gibi görünmektedir. Mesela Kanada'da küçük petrol kenti Alberto halkı, petrol yönünden fakir deniz kıyısındaki bölgelerden daha iyi yaşamaktadır. Aynı duruma Rusya'dan da örnekler vermek mümkündür. Yakutsk, Komi, Ural ve Sibirya gibi doğal kaynaklar yönünden zengin olan bu bölgelerde, mantığa göre yaşam düzeyinin Kuzey Kafkasya'dan daha iyi olması gerekmektedir. Zira verimli topraklara sahip endüstriyel bölgelerin, dağlık ve dağ eteklerindeki bölgelerden daha iyi yaşaması gerekmez mi? En azından dünyanın diğer ülkelerinde durum böyledir. Latin Amerika'dan İskoçya'ya, Çin'e ve dağlık Vietnam'a kadar.

Eğer Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri Rusya'nın sömürgesiyse, yerli halklar sömürü objesiyse, o zaman bu halkların, sömürgeci sıfatını taşıyan halktan daha kötü yaşaması ve daha kötü bir statüye sahip olması gerekmektedir.

Resmi verilere bakılırsa durumun böyle olduğu söylenebilir. Hatta Dağıstan'ın ve Çeçenya'nın dağlık bölgelerinin yaşantısını Kuzey Kafkasya'nın diğer bölgeleriyle karşılaştırırsak bunlar da duruma kanıt olarak gösterilebilir. Eğer yaşanılan evlerin büyüklüğünü, döşenmesini, kullanılan otomobil miktarını ve diğer hayat seviyesini gösteren belirtileri kıyaslarsak durumun tamamen göründüğünden farklı olduğunu anlarız. Balkar, İnguş ve Çeçen köylerini kuzeydeki Yakutsk köyleriyle karşılaştırırsak sosyal realitenin istatistik ve propagandalardan çok daha farklı olduğunu görürüz. Ve belki de bu Kuzey Kafkasya'nın politikacılar ve bilimadamları tarafından yeterince anlaşılamayan en önemli bilmecesi ve esrarıdır.

Moskova etrafında son yıllarda oluşan yüksek yaşama seviyesini saymazsak, Kuzey Kafkasya diğer tüm Rusya'dan daha iyi yaşıyor, çümkü bu bölge çok güçlü bir insan potansiyeline sahiptir. Kuzey Kafkasya halkları bölgelerindeki zayıf kaynaklara rağmen büyük bir ülkede yaşamayı kendileri için avantaja çevirerek daha iyi bir yaşam ve hakedilmiş bir konum için atılımcı ve yarışmacı özellikler edinmişlerdir. Toplumsal baskılara ve küçük düşürücü kısıtlamalara rağmen Kuzey Kafkasya nüfusunun Rus olmayan kitlesinde sosyal alanda başarıya ve ilerlemeye yönelik bir hareket tarzı oluştu. Bunun izlerini eğitime, atılımcılığa, hareket kaabiliyetine olan yönelimde de görebiliriz.

1960-1980 yıllarında Kuzey Kafkasya halkları hayret verecek şekilde modernizm yolunda bir atılım gerçekleştirdiler. Zamanında büyük Sovyet şehirlerinin pazarlarında çaba göstermiş ve kendi tatil şehirlerinde hizmet verip ev sahipliği yapmış olan bu insanlar, psikolojileri ve alışkanlıkları gereğei pazar ekonomisini ve onun özgün hayat stilini çok daha hazır karşıladılar. İçinde birçok bilimsel, sanatsal ve entellektüel sınıf yetiştirmiş olan bu insanlar son tahlilde ideolojik liberalizme de, pazar politikasına da çok daha çabuk alıştılar.

Eğitim ve hareket kaabiliyetleri Kuzey Kafkasya'lıların rolünü tüm ülke genelinde, özellikle de politika, kültür ve bilim alanlarında daha da arttırdı. Kuzey Kafkasyalıların Moskova diyasporası, diğer Rus olmayan halkların temsilcilerine göre daha etkindirler. Ancak Rus kültüründe erimiş daha sakin ve etnik açıdan daha az pekişmiş Ukrayna, Yahudi ve Ermeni halklarını geriden takip etmektedirler. Ve en sonunda Kuzey Kafkasyalılar Rus köylerinin felaketi olan "Sarhoşluk" gibi toplumsal bir hastalıktan da uzak kalmayı başarmışlardır. Burada İslam dininin etkilerinden de bahsedilebilir.

Halkın bu başarısı herşeyden önce kendi öz güçlerinden doğar ve saygıyı hak eder. Fakat gene de son yılların yıkıcı anlaşmazlıkları da gene buralarda doğmaktadır.

Şimdiye kadar hiçkimse ardından nisbeten daha fazla bir gelişme getiren ve halkın bir kısmını diğerinden üstün tutan bu psikolojik ilerlemeye dikkat etmedi.

Son yıllarda Kuzey Kafkasya halklarının çoğunluğu arasında çoğu zaman daha fakir yaşayan ve yüksek öğrenime sahip olmayan Rus köylüsüne karşı bir hor görme eğilimi ortaya çıktı; ve en sonunda Rus televizyonu tepeden tırnağa silahlanmış Çeçen savaşçılarına, sersemlemiş ve sarhoş "Bizim oğlanlar"ı fon olarak kullanınca bu üstünlük kompleksi daha da kuvvetlendi. Bu da tabii ki Kuzey Kafkasyalıların büyük bir çoğunluğunu genel Rusya iktidarına karşı bir zayıflamaya götürdü.

Kimin suçu ve nereden başlamak lazım?

Moskova ve özellikle de Rus halkı Kuzey Kafkasya'nın bugün içinde bulunduğu krizden sadece kısmen sorumludur. Çünkü radikal etnik milliyetçiliğe ve vatandaşların hukuki esaslardan ayrılıp yasadışı silahlandırılmasına önayak olanlar federal organlar değildir. Toprakların yeniden bölünmesiyle ilgili yıkıcı oluşumlar, Anti-Rus deklerasyon ve beyannameler, Kafkas Konfederasyonu projeleri ve benzerleri Moskova'nın başının altından çıkmamıştır. Grozni'de silahlı ayaklanma çıkarılmasının ve illegal yollarla bağımsızlık ilan edilmesinin sorumlusu da Moskova değildir.

Tabii ki Moskova'dan Vilnius'tan ve başka diğer ülkelerden de yıkıcı tesirler geldiyse de daha iyi incelendiğinde bu planların sahiplerinin Rus parlamentosunda, eski Sovyet ordusunun subayları arasında ve Moskova aydınları içindeki Kuzey Kafkas asıllılar arasında olduğunu görürüz. Bu gruba son olarak Moskova'da Kafkasyalıların sadece kaba kuvvetten anladıklarına inananları da dahil etmek mümkündür.

Rus devletinin hatası ise yıkılan Sovyetler'in ardında bu bölge için doğru bir politika saptayamamış olması, sivil halk için silah depolarının kapılarının açılmasına kolayca izin vermesi, Kuzey Osetya'daki iç karışıklıktan yararlanarak tanklarla Grozni kapılarına dayanmanın cazibesine kapılmasıdır. Tabii işler yolunda gitmeyince de bir zamanlar Budapeşte ve Prag'da yapıldığı gibi askeri güç kullanma kararı almıştır.

Tüm bunlara rağmen "milliyetçi kurtuluş devrimi","milli başkaldırı","tarihi adaletin yerini bulması" çığlıklarını attıran da Moskova değildir. Yeni savaş birlikleri, ergenlik çağındaki çocukların silahlandırlıması, kadınların savaş garnizonlarını kuşatması gibi girişimler de Moskova'da oluşturulmamıştır. "Yerli olmayan" halkları evlerinden kovan ve halkların birlikte yaşamasının imkansızlığı kararını alanlar da Moskova değildir.

Bugünkü durumun hesabını Moskova dışında bir yerlerden sorma zamanı gelmiştir. Bütün Rusya'dan, Kuzey Kafkasya'dan ve özellikle de Kuzey Kafkasya'nın kendi politikacılarından, toplumsal aktivistlerinden ve entellektüellerinden hesap sormanın zamanıdır. Bu gruptakilere bölgedeki krizden dolayı hiç de azımsanmayacak bir sorumluluk düşmektedir. Ve bundan dolayı da onlara problemin çözümünde önemli görevler düşmektedir. Her ne kadar Kqafkas insanı karşılıklı iltifatları eleştiriye tercih ediyorsa da tüm problemlerin çözümü iyi bir özeleştiriden geçmektedir.

Rusya'nın Kafkasya politikası herşeyden önce bu bölgede yaşayan ve ülkenin yönetiminde direk sorumluluk taşıyan Rus nüfusunun politikasıdır. Rus Ryazni'de, Yakut Yakutsk'da, Tatar Kazan'da, ülkenin geneli için çalışsa da öncelikle kendi bölgelerinde, kendi evleri ve şehirleri için çalışırlar. Kuzey Kafkasya halklarına sadece ödedikleri vergilerle, tatil sonrası bıraktıkları paralarla ya da (bu bölge herhangi bir iç veya dış güç tarafından tehdit altında olduğunda) askerlik yaparak yardımcı olabilirler.

Moskova aslında bölgede olan biten herşeye cevap verebilecek durumda olmalıdır, ancak Kremlin biraz da Kuzey Kafkasya'lı politikacıların ve bölgesel iktidarların anti merkezci politikaları yüzünden de eski gücünü yitirmiş durumdadır. Yani son tahlilde Moskova suçlu da ilan edilse başka etkenlerin varlığı da kabul edilmelidir ve Rusya'nın bugünkü Kuzey Kafkasya politikası ne olmalıdır sorusu sorulmalıdır.

Entellektüel ve Ahlaksal Kriz:

Vatandaşların ve yönetimlerin yaptıklarının sorumluluğunu, bu programları ve fikirleri oluşturanlar taşırlar. İlk önce "hareket planı" yapılır, ardından kollektif hareket gelir. Bu demektir ki, sorumluluk ilk önce toplumun entellektüel kesimlerinin omuzlarındadır. Durumu açıklayan ve durum üzerinde tavsiyelerde bulunan entellektüel kesimdir. Toplumda birçok şey entellektüel kesimin tavırlarına bağlıdır.

Kuzey Kafkasya da toplumsal düşünce ve bilim kaynaklarını, toplumun gelişmesi için ikinci dereceden önemli olan işlere harcamaktadır. Mesela "halkın emsalsizliğinin ve antikliğinin" kanıtlanmasına (Etnos ve süperetnos), halkın büyük acılarına ve kültürel kahramanlarına, "yeniden yapılanma" doktrinlerine, yabancı düşmanların araştırılmasına ... vs. Tarihçilerin, etnografların, dilbilimcilerin sayısı, cumhuriyetlerde yetişmiş ekonomistlerden, politikacılardan, hukukçulardan oldukça fazladır. Halbuki son sayılan kesimin varlığı toplumun yapılanmasında ve deformasyonunda diğerlerine göre daha çok önemlidir.

Özellikle böyle bir kültürel atmosferde etno-kollektivist idealler gelişmekte, bunların arkasında kişiler kendi ilgi alanları ve gündelik ilişkileriyle kaybolmaktadırlar. Özellikle "halklar arası ilişkiler", "etnosların çıkarları" gibi kavramlar öne geçmekte, halkın adına konuşma hakkını ele geçirenler onlara kendi bilinçlerini aşılamaya başlamaktadırlar. "Yaşlıların fikirleri", "Kafkas gelenekleri", "milli diplomasi", "şeriat kanunları" ve benzerleri bahane edilerek insan haklarını dışlayan totaliter düzenler pekişmekte ve uzun zamandır Avrupa normları ve modern devletçilik üzerine kurulan sistem yıkılmaktadır. Yerli liderlerin öncelikle düşünmesi gerekne şey doğu ülkelerinden Adığe asıllı yabancıları ülkeye yerleştirmek ya da Rus generallerinin anıtlarını yıkmak değil, cumhuriyetlerinde Rusları ve Rus kültürünü korumak olmalıdır. Bu bölgenin Avrupai görüntüsünü Ruslar'a borçlu olduğu unutulmamalıdır.

Kötü uzmanlar sadece yeni camileri görüyor ve Kuzey Kafkasya haritasını yeşile boyamayı biliyorlar. Fakat camilerin gün geçtikçe boşaldığına ve nüfusun büyük bir oranda inançsız kaldığına dikkat etmiyorlar. Bütün bunlar fazla önem taşımıyor gibi geliyor, ve ilgi çekmiyor.

Kuzey Kafkasya'nın entellektüelleri (diğer birçok Rus meslektaştarıyla birlikte) sosyal düzenin, sosyal düzenin içinde bulnuduğu formdan daha önemli olduğunu anlamıyorlar (Demokrasi, İslam cumhuriyeti vs. ...). İnsan her zaman toplumsal kontrolün içinden çıkmaya eğilimlidir, çünkü her şeyden önce kendi kişisael ideallerini gerçekleştirmek isteğindedir. Bu yüzdendir ki, insanlar devleti kurdular ve düzen sağlamak için halkı yönetme hakkını sadece bu yapıya verdiler. Aksi takdirde kaoslar ve bitmek tükenmek bilmeyen anlaşmazlıklar ortaya çıkar. Kafkasya, tarihi içinde benzer periyodları yaşadı ve o zaman da Rus süngüsü düzenleyici nbir rol oynadı. Çeçen veya Türk savaşçılarının bu bölge için daha iyi olacağına inanmıyorum. Yani Kuzey Kafkasya ciddi bir entellektüel ve ahlaksal kriz yaşıyor.

Rusların kovulmasıyla başlayan anti-modernist Çeçen devrimi, İnguşların kovulmasıyla biten Osetin-İnguş krizi, gerçekleşmesi mümkün olmayan proje ve ideolojilerle oyalanan entellektüellerin başarısızlığa uğramış olduğunun bir kanıtıdır. Ama her şeye rağmen bu krizi çözmek yine entellektüellere ve onun genç kuşağına düşer. Kesin analizler yapabilme ve denenmiş politik metotlar kullanabilme yeteneği edinmek, ekonomik reformlar yapmaktan daha kolay değildir. Özgür bir analiz yapabilmek için ülkedeki politik atmosfer de uygun değildir. Çünkü silahlı gruplara karşı mücadele vermek oldukça zordur. Ve hatta kimi zaman hayati tehlike taşır. Kafkasya entellektüelleri, tarih, düşmanlar ve kurbanlar üzerinde değil de, bugünkü sorunlar ve bu sorunların çözümünde kendi oynayacakları rol üzerinde tartışmalıdırlar. Aksi takdirde aydın kesim, yarı eğitimli, dogmatik, silahlı kişiler karşısında kendi seslerini ve yüksek statülerini kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Ekonomi ve Mülkiyet:

Kuzey Kafkasya ekonomisini anlamak kolay değildir ancak ekonominin, kriz noktasındaki birçok problem ve anlaşmazlığın çözümü için anahtar olduğu da açıktır. En önemli problem halkın önemli bir kesimini oluşturan genç erkek nüfusun meşguliyeti sorunudur. Halkın bu kesiminin durumu önemli ölçüde bugünkü durumu belirler. En büyük sorunlardan biri de köylerin ve küçük şehir sakinlerinin iyi bir iş bulma imkanlarının yetersizliğidir. Kuzey Kafkasya'daki dağ köyleri geleneksel yarı tabii ekonomi ve kollektif formda organize edilmiş Sovyet örneği arasında sıkışıp kalmıştır. Her ikisi de bugünkü şartlarda yeterli değlidir ve köy nüfusunun taleplerine cevap veremez. Her halükarda köy nüfusu mütevazi bir şekilde geçinebilir ama sonuç olarak her iki tip ekonomi de günümüzün televizyon, buzdolabı, otomobil gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz. And bölgesi, Himalayalar ve Kuzey Amerika Antarktikası için de durum böyledir. Yeni dünyada modernizm hareketi dağlardan düzlüğe doğrudur. Köylünün köy dışında yaptığı mevsimlik çalışmalar, sezonluk işler nüfusun refah düzeyini yükseltmez. Bu sadece Sovyet zamanında daha düşük talepler ve daha sert devlet kontrolü sayesinde mümkündü.

Sorunun yanıtını iki yönde bulmak mümkündür. Bu köy nüfusunun kısıtlanmasından ve köylerin kökten imarından geçmektedir. Aynı zamanda toprağın özelleştirilmesi ve özel pazarlarda köysel mamüllerin öne sürülmesi de diğer bir çıkar yoldur. O zaman büyük ailelerin bir ya da iki oğlu kendi topraklarında kalabilir ve babalarının işlerini devam ettirebilirler. Ama bu da yalnızca en iyi ekonomik şartlar altında mümkündür.

Kuzey Kafkasya'da toprak değerli bir kaynaktır ve toprak için sürekli bir rekabet söz konusudur. Bu yüzden Kuzey Kafkasya'nın acilen, düşünülmüş ve dünya standartlarında bir toprak reformuna ihtiyacı vardır. Eski toplumsal geleneksel kullanıma ve Sovyet kollektivizasyonuna bakmaksızın toprağın özelleştirilmesi gerekmektedir. Kafkasyalılar herşeyden çok değer verecekleri kendi topraklarına sahip olmak zorundadırlar. Kuzey Kafkasya'da toprak reformu yalnızca yerli veya federal kaynak ve ekspertlerin değil aynı zamanda uluslararası güçlerin, özellikle de Dünya Bankası'nın yardımıyla gerçekleştirilmelidir. Dünya Bankası'nın benzeri durumlarda Hindistan'da, Brezilya'da ve dah birçok ülkede deneyimi vardır.

Şehircilik politikası da özel bir yaklaşım gerektirmektedir. Kriz sürecinde yıkılan şehirlerin yeniden imar edilmesi bir yana, şehirlerde sürekli artan fazla işçi potansiyeli de çözümü ancak uzun vadede mümkün olan problemlerdendir. Ama çözüm aramak gene de gereklidir. Aksi takdirde Kafkasyalıların asla taşıyamayacağı bir yoksulluk ve suç kaynağı sorunu başgösterebilir. Şu durumda en iyi şartlar Kuzey Osetya'da oluşmuştur(Elektronik tesisler). Cumhuriyetlerde özellikle özel mülkiyet bazında başarı ile işleyen hafif endüstri de sorunun çözümü için katkıda bulunabilir. Özel ticaretçiler ve orta sınıf, politik stabilizasyonun, bölgesel pazarın temellerini atmayı ve burnu büyük silahlı maceraların dizginlerini sıkmayı başarabilirler. Yalnız başına iktidar güçleri bunu gerçekleştiremezler.

Üst makamlar arasındaki dayanışma antlaşmalarından çok cumhuriyetler arası iş ilişkilerine ve ortak çalışma bünyelerine ihtiyaç vardır. Ama herşeye rağmen Kuzey Kafkasya ekonomisi için en önemlisi ortak pazar ve iş sahası konumundaki Rusya'dır. Dağıstan'daki balık yumurtası ticareti hukuk esaslarına göre düzenlenip geniş bir şekilde pazara sokulabilir, Çeçenya'da ticaret düzenlenip yoluna sokulabilir, Khabardey Balkar ve Karaçay Çerkes'teki turistik tesislerin Moskova'dan reklamı yapılabilir ve buralara en az Sibirya petrolüne ayrılan para kadar yatırım yapılabilir. Kuzey Kafkasya'daki işletmeleri küçümsemek yerine onları desteklemek ve Rusya çapında genişletmek gerekir.

Yönetim ve İdari Mekanizma:

Eğer Çeçenya Cumhuriyeti'nin yeni statüsünü saymazsak, bugünkü şartlarda oluşturulmuş bölgesel otonom devletler sistemi ve varolan idari sınırlar optimaldirler ve değişikliğe tabi değillerdir. Bu sorunda bir dizi kesin prensip üzerinden yola çıkılmalıdır.

Cumhuriyetlerin bütün vatandaşları kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olmalıdır ve sadece temel eşitlik sağlandığı takdirde farklı halkların kültür ve dilleri özel desteğe tabi tutulabilir.

Toprak üzerinde yaşayana aittir, toprak ve çeşitli kaynaklardan faydalanabilme hakkına her vatandaş nerde olursa olsun sahip olmalıdır.

Tarihi nedenler veya şiddet, sınırların ve statülerin belirlenmesinde veya değiştirilmesinde etkili olmamalıdır.

Herhangi bir zanaatte tek olma özelliğine sahip kişi veya topluluklar ile doğal güzellikler bakımından zengin olan bölgeler korunma altına alınmalıdır.

En güncel problemlerden biri de asayişin sağlanması ve suç oranının düşürülmesidir. Her ne kadar geleneksel oluşumların rolü bölgede toplumsal yapılanmada oldukça önemliyse de bu alışkanlıklar hiçbir zaman modern hukuk sisteminin yerini tutamaz. Bu sistemde son birkaç kuşak yaşamıştır ve son nesilde yine bu sistemi tercih etmektedir. Diğer yandan hukuk sistemi yerel düzeye yaklaşmalı ve yerli kadroların oluşuma katkılarıyla düzenlenmelidir.

Kuzey Kafkasya'da geleneksel ve devletsel bir hukuk sisteminin varlığı mümkündür ancak gekleneksel yönün tamamlayıcı bir rolde olması gereklidir. Diğer birçok ülkede gelişen hukuksal pluralizm bu bölgede tekelci hukuk sistemine göre çok daha etkili olabilir.

Diğer önemli bir sorun da Gürcüstan ve Azerbaycan ile olan sınırları korunması sorunudur. Çeçen-Gürcü sınır bölgesi özel bir sorun teşkil etse de sınırların kalan kısmı tarihi bağlar, insani ve ekonomik ilişkiler ve özellikle de BDT ülkeleri arasında yapılan anlaşmalar göz önüne alınarak bağımsız bir rejimde tutulmak zorundadır. Silah, narkotik ve diğer yasadışı malların giriş çıkışının kontrolü ancak bağımsız bir sınır rejimi altında gerşekleştirilebilir. Bu alanda diğer birçok ülkelerin tecrübeleri de vardır (Amerika-Meksika, İngiltere-İrlanda arasındaki sınır bölgeleri).

Yine en önemli konulardan biri de idari yönden yeniden taksim çalışmaları olmayıp idarenin iyileştirilmesidir. Toplumsal politik düzende gerici askerler ve yenilmiş politikacılar tarafından yönetilen ve genellikle kara parayla sponsore edilen ve halkların etnik özelliklerini esas alarak çalışan birimlere, cemiyetlere yönelmeyi bırakmak gereklidir. Üzerinde durulması gereken konular ise "milli gurur", "yeniden doğuş" veya "halklara saygı" gibi soyut kavramlar değil de, gerçekten de tek tek vatandaşların sorunlarını ele alan konulardır. Mesela sistemin çözülmesi sonucu gerçekten de acı çekmiş olan yaşlılar veya çalışacak yeri olmayan ve Rus şehirlerinde sadece dış görünüşlerinden dolyı ve pasaportlarındaki verilerden dolayı aşağılanan gençlerin sorunlarının çözümüne çalışılmalıdır.

Kuzey Kafkasya'da yönetim şu temeller üzerinde oluşturulmalıdır:

Etnik politik koalisyonlar,

Kişisel hakların ve vatandaşların kültürel haklarının kabulü,

Demokratik seçimler ve iktidarın sürekli ve düzenli değişimi,

Yeni nesilden yönetim ve hukuk kadrolarının çıkarılması(özellikel kadınalrın katılımıyla)

Kültür ve Eğitim:

Kuzey Kafkasya Rusya'nın kültürel olarak en gelişmiş bölgesidir. Bu bölge profesyonel ve kültürel yapılanmaların, yüksek öğretim kurumları ve bilimsel kadroların yüksek miktarda olduğu gözlenir. Bölgede Rus olmayan yüksek öğrenim sahibi insanların ve üniversite öğrencilerinin miktarı ülke genelindeki ortalamanın üzerindedir(Ortalamanın altında sedece Dağıstan Çeçenya'nın birkaç bölgesi bulunur).

Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde çok kültürlü ve Rus dili ile bir eğitim sistemi oluşmuş durumdadır. "Milli okullar" oluşturma anlayışı ailelerin ve öğrencilerin karşı oldukları bir durumdur. "Milli yeniden doğuş" çığlıklarıyla dil asimilasyonu ve çok dilcilik konusunda da gereksiz bir aşağılık kompleksi oluşturulmasının bir anlamı yoktur.

Fakat son yıllarda ekonomik zorluklar ve politik anşlaşmazlıklar sebebiyle bölgenin önde gelen yüksek öğrenim kurumlarında (Rostov, Krasnodar, Pitagorsk) Rus olmayan öğrencilerin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Gençlerin büyük bir kısmı Türkiye ve diğer Arap ülkelerinde dini eğitim almayı tercih etmektedirler. Durumun düzelmesi büyük oranda öğrencilerin Moskova ve ülkenin diğer önde gelen öğrenim kurumlarına, özellikle de tıp, hukuk ve teknik bölümlere çekilmesiyle mümkündür. Yüksek öğretimin merkezini Rostov'dan Stavropol ve Pitagorsk'a taşımak da yaralı bir adım olacaktır. Pitagorsk'taki linguistik üniversite temel alınarak bütün diğer cumhuriyetlerden öğrenci kabul eden bir Kuzey Kafkasya üniversitesi kurmak da mümkündür. Şu anda içinde birçok Çeçenyalı ve Kuzey Kafkasyalı öğretim görevlisi barındıran bir Vaynah Üniversitesi'nin Moskova'da açılması da mümkündür. Bu üniversite ilk etapta halkların dostluğu üniversitesi bazında açılmalıdır.

* Nizavisimaya Gazetesi 22.01.1998 tarihli sayısından, Rusça'dan, Denef ÇETAW tarafından çevrilmiştir.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele