Avrupa İçin Bir Zenginleşme...

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Avrupa Birliği'nde dil hassas bir konudur. Onbir tane "resmi" dil vardır. Bütün bu diller eşit statüye sahiptir: AB mevzuatı bu onbir dilde teklif edilir, tartışılır ve yayımlanır. Uygulamada, bazıları diğerlerinden daha eşittir. Özellikle İngilizce, başlıca "haberleşme dili" haline gelmektedir ve yabancı dil öğretiminde başat olma eğilimindedir.


Karen Fogg

Bununla beraber, Avrupa'nın kültürel ve dilsel çeşitliliği, bir zenginlik ve yaratıcılık kaynağı olarak görülmektedir. Çeşitliliği korumak AB için önemli bir görevdir. Avrupa Komisyonu'nun eğitim ve kültür işlerinden sorumlu üyesi Viviane Reding şöyle demektedir: "Kişiliğin kökü insanın kendi kültüründedir. Yerel, bölgesel veya ulusal, tüm kültürler aynı düzeyde yer almalı ve bölgesel diller kesinlikle marjinalize edilmemelidir. Dilin önemi, bir anadil olmasında yatar. Her anadil, ister 1000 kişi, ister 100 milyon kişi tarafından konuşulsun, önemli bir dildir. Nisbeten daha az kullanılan her dil, Avrupa için ekstra bir dildir, bir zenginleşmedir."

Sardinya, Sorb, Saami, Gal, Galiçya ve Griko dilleri vardır... 40 milyondan fazla AB vatandaşının, sadece içinde yaşadıkları ülkenin "resmi" dilini değil, fakat nesilden nesile aktarılmış bir "bölgesel" dili de konuştukları tahmin edilmektedir. Örneğin, Katalanca, İspanya'da, Fransa'da ve İtalya'da 7 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Az sayıda insanın konuştuğu bu dillerde bilgi ve eğitimi desteklemeye yönelik MERCARATOR adlı özel bir AB programı vardır -Katalonya'nın başkenti Barcelona şehrinde, Galler'in Aberystwyth şehrinde ve Frizland'ın Ljouwert şehrinde merkezler bulunur. Kırktan fazla bu türden dil belirlenmiştir ve genişlemeyle bunların sayısı hızla artacaktır. Türkiye AB'ye katıldığında, Lazcadan Süryaniceye, Çerkesçeden Kirmançıya ve eğer yaşamaya devam edebilirlerse daha başkalarına kadar pek çok diller bunların arasına girebilir...

AB yurttaşları içinde bir başka kategori, sınır bölgelerinde yaşayan ve bir komşu devletin resmi dilini konuşan kişilerdir. Bir başka büyük grup ise, beyaz yakalı ve mavi yakalı göçmen işçilerdir. 1977 yılında, AB, göçmen işçilerin çocuklarına kendi anadillerinde ve geldikleri ülkenin kültüründe eğitim sağlanması için üye devletlere yükümlülük getiren özel bir kural koymuştur. O zamandan beri, AB'de yaşayan Türk çocukları benzer hükümlerden istifade etmektedir.

Dil konusu AB gündeminde olmayı sürdürmektedir. Avrupa Konseyi ile birlikte, Komisyon, 2001 yılının Avrupa Diller Yılı: Birlik/Çeşitlilik ilan edilmesini önermiştir. Bu arada, Türkiye'de, Anayasa'nın 26. Ve 28. Maddelerinde "yasaklanmış diller" öngörülmektedir. Başkaları yanında, TÜSİAD, bu yasakların kaldırılmasını teklif etmiştir. Bu konuda yapıcı tartışma olmalıdır. Belki pek yakında Avrupa da Türkiye'nin dilsel çeşitliliğinden sevinç duyabilecektir.

Büyükelçi Karen Fogg, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi

[Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği'nin yayın organı olan, Güncel Haber bülteninden (Mart 2000, sayı 7, s.2) alınmıştır.]

 

Yazarın Diğer Yazıları

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele