Avrupa Birliği'nin Kısa Tarihi

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihleri arasında yapılan Helsinki (Ek 6.) zirvesinden beri Avrupa Birliği adayı konumundadır. Avrupa Birliği'ne üyeliğin gerekli koşullarının sağlanması için önümüzde uzun bir süreç vardır. Özellikle AB'ne adaylık için istenen ilk koşul 'Kopenhag Kriterleri' (Ek 4.)ne uyumdur. Bu süreçte ilk aşama, AB'ne katılım için esas olacak 'Katılım Ortaklığı Belgesi'nin hazırlanmasıdır. AB'nin hazırlayacağı ön metnin ardından TBMM'nin buna itirazları ve karşılıklı pazarlık çerçevesinde son halini alacak olan belge, Türkiye'nin neyi hangi ölçüde yapacağının bir göstergesi olacaktır. Mevcut yazımızda, yapılmış olan zirveler sonucunda, Türkiye'nin uyması gereken kriterleri ve antlaşmalar çerçevesinde nereye gelindiğini bulacaksınız.

Avrupa Birliği barışı korumak ve ekonomik ve sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacı ile bir araya gelmiş 15 Üye Devlet'den oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç topluluk yer alır. Bunların içinde ilk kurulanı (1951 tarihli Paris Antlaşması'yla) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) olmuştu. Daha sonra (1957 tarihli Roma Antlaşması'yla) Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kurulmuştur. Topluluklar bu sürecin sonunda Üye Devletler arasındaki bütün iç sınırları kaldırarak tek bir pazar kurmuşlardır. 1992'de Maastrich'te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması ile ekonomik ve parasal birlik doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetler arası işbirliğini içeren bir Avrupa Birliği kurulmuştur.

Üye devletler: Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Lüksemburg, Portekiz, Yunanistan' dır.

İkinci Dünya Savaşı bitmiş, lakin savaşın en aşağılık tavrı olan; insan hakları ihlalleri ile dolu sonuçları, tüm açıklığı ile hissedilmekteydi. Geçmişteki, dünyaya yayılma politikası ile elde ettiği hakimiyetini yavaş yavaş kaybetmekte olan Avrupa, tarihteki günlerine kavuşmak dürtüsü ile, yeni güç dengeleri kurma eğilimindeydi. Bu çaba ile, çoğu faşizme karşı savaşta aktif bir rol oynamış bulunan, siyaset, hukuk ve sanat dünyasından 800 ünlü temsilci 7-10 Mayıs 1948 arasında Lahey Kongresi'nde bir araya gelerek Avrupa Kurucu Parlamenter Asamblesi'nin oluşturulması çağrısında bulundular.

Lahey Kongresi'nin ilk sonucu bir yıl sonra 10 devlet - Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, Norveç, İsveç, İtalya ve Lüksemburg - tarafından Avrupa Konseyi'nin kurulması oldu. 1950'de Almanya Federal Cumhuriyeti, İzlanda, Türkiye ve Yunanistan da Avrupa Konseyi'ne katıldılar. Avrupa Konseyi savaş sonrası yıllarının başlıca ihtiyaçlarını iki organıyla, hükümetlerarası nitelikteki Bakanlar Komitesi ve uluslararası nitelikte ama sınırlı yetkilere sahip Danışma Meclisi yoluyla karşıladı: bu ihtiyaçlar demokrasinin pekiştirilmesi, hukukun üstünlüğünün savunulması, insan haysiyetinin öne çıkarılması ve insan haklarına saygıydı (Ek 3.). Bunlar Avrupa Konseyi'ne üye olmanın ölçütleri ve üyelerinin yerine getirmekle yükümlü oldukları vazgeçilmez yükümlülüklerdir.

Lahey Kongresi'ni izleyen süreçte 'bütün halkların ve bütün ulusların erişeceği ortak bir ideal' olarak nitelenen, 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayımlanır. Bu çağrı ve İHEB ile Batı Avrupa'nın bugünkü temelleri yavaş yavaş atılmaya başlanmış olur.

Topluluğun çalışmaları, başlangıçta altı kurucu üyesi (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg) arasında bir kömür ve çelik ortak pazarı kurulmasıyla sınırlıydı. Savaş ertesindeki o günlerde savaşın galip ve mağluplarını, eşitler olarak işbirliğinde bulunabilecekleri bir kurumsal yapı içinde bir araya getiren Topluluk, temelde barışı güvence altına almanın bir aracı olarak algılanıyordu (Ek 1.).

Altılar'ın başarısı Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda'yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa'nın 1961'de ve 1967'de iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1972 yılında üyeliğe kabul edildiler. Üye devlet sayısını altıdan dokuza (Ek 2.) yükselten ilk genişleme ile birlikte, Topluluk sosyal, bölgesel ve çevresel konularda üstlendiği sorumluluklarla yeni bir derinlik kazandı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 1970 başlarında doların konvertibilitesini askıya almasıyla ekonomik yakınlaşma ve parasal birlik gereksinimi açıkça kendini gösterdi. 1973 ve 1979'daki iki petrol kriziyle dünya çapında parasal istikrarsızlık daha ağırlaştı. 1979 yılında Avrupa Para Sistemi'nin işlerlik kazanması döviz kurlarının sabitleşmesine yardımcı oldu, Üye Devletler'in kararlı ekonomik politikalar izleyerek açık bir ekonomik alanın dayattığı disiplinden yararlanmalarını ve birbirlerine karşılıklı destek vermelerini sağladı.

Topluluk 1981'de Yunanistan'ın, 1986'da da İspanya ve Portekiz'in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Bu genişlemeler, Onikiler'in, ekonomik gelişmeleri arasındaki farklılıkları azaltmaya yönelik yapısal programlar uygulamalarını kaçınılmaz kıldı.

Bu dönemde Topluluk Güney Akdeniz ile Afrika, Karayipler ve Pasifik (AKP) ülkeleri ile yeni anlaşmalar imzalayarak uluslararası düzeyde daha önemli bir rol oynamaya başladı; AKP ülkeleri birbirini izleyen dört Lomé Sözleşmesi (1975, 1979, 1984 ve 1989) ile Topluluk'la bağ kurdu.

1 Ocak 1995'te Avrupa Birliği'ne üç yeni üye; Avusturya, Finlandiya ve İsveç katıldı.

Dünyanın en büyük ticaret gücü olmasına karşın, Birlik diplomatik etkinliğini arttıracak yapıları geliştirmekte ağır davranmıştır. Avrupa siyasi işbirliğinin amacı dışişleri ve güvenlik politikası alanlarında hükümetler arasında daha derinlemesine bir eşgüdümün sağlanmasıdır.

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980 başlarında bir "Avrupa karamsarlığı" havasının doğmasına neden oldu. Ama 1984'ten sonra bunun yerini Topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki Komisyon'un 1984'te hazırladığı Beyaz Kitap'a dayanarak Topluluk 1 Ocak 1993'e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi (Ek 5.) 17 ve 28 Şubat 1986'da imzalandı ve bu iddialı hedefle ilgili mevzuatın kabulü konusunda yeni usuller geliştirdi. Tek Senet 1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe girdi.

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990'da iki Almanya'nın birleşmesi, Aralık 1991'de de Sovyetler Birliği'nin çözülmesi Avrupa'nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye Devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991'de Maastricht'te toplanan Avrupa Doruğu'nda kararlaştırılan yeni bir Antlaşma'nın müzakerelerine başladılar.

1 Kasım 1993'te yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması Üye Devletler'in önüne iddialı bir program koymaktadır: 1999'a kadar parasal birlik; yeni ortak politikalar, Avrupa yurttaşlığı; diplomatik işbirliği; ortak savunma ve iç güvenlik. Dünya ölçeğindeki rekabeti göğüsleyebilmek ve işsizliği azaltmak için Avrupa Doruğu, Komisyon tarafından sunulan 'Büyüme, rekabet, istihdam' adlı Beyaz Kitap'a dayanarak Temmuz 1994'te kıta ölçeğinde altyapı ve iletişim projelerini yürürlüğe koymaya karar verdi.

Artık AB'nin, bir yandan Üye Devletler'in kimliklerini korurken diğer yandan da karar verebilme ve uygulama yeteneği bulunan hem etkili hem de demokratik bir örgüt olma yolunda daha ileri gitmekten başka seçeneği yoktur. Yapısını güçlendirip karar mekanizmalarını rasyonalize edemezse, iyice gevşeme ya da kımıldayamaz hale gelme seçeneğiyle karşı karşıya kalacaktır. Atlas Okyanusu'ndan Urallar'a uzanan 'Büyük Avrupa' ancak tek sesle konuşup hareket eden istikrarlı bir çekirdek etrafında yapılanırsa örgütlü bir güç olarak gelişebilir. 1996 için planlanan kurumsal gündem iddialıdır: 15 üyeli AB'nin yapısının yeni görevleri göğüsleyebilecek şekilde uyarlanması ve kurucularının büyük siyasi projelerinin kaynakları gözardı edilmeden ve kapsamı kısıtlanmadan tüm kıtaya istikrar getirebilecek biçimde yeni üyelerin katılımına hazırlanması.

Yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa bütünleşmesi, kıtanın gelişmesi ve halkının zihniyeti üzerinde önemli etkilerde bulunmuştur; aynı zamanda güçler dengesini de değiştirmiştir. Siyasi renklerinden bağımsız olarak tüm hükümetler mutlak ulusal egemenlik çağının artık geçtiğinin farkındadır.

Ancak güçlerin birleştirilmesi ve AKÇT Antlaşması'nın ifadesiyle "gelecekteki kader birliği" için harcanacak çabalar sayesinde, Avrupa'nın eski ulusları ekonomik ve sosyal gelişmelerini sürdürebilir ve dünya ölçeğindeki etkinliklerini koruyabilirler.

Ulusal ve ortak çıkarların sürekli dengelenmesine, ulusal geleneklerin farklılığına saygı gösterilmesine ve farklı kimliklerin güçlendirilmesine dayalı Topluluk yaklaşımı her zaman olduğu gibi bugün de geçerlidir. Devletler arasındaki ilişkilere damgasını vuran köklü düşmanlıkları, üstünlük saplantılarını ve savaşçı eğilimleri aşacak biçimde tasarlanan bu yaklaşım Soğuk Savaş yılları boyunca Avrupa'nın demokratik ülkelerinin özgürlüğe olan bağlılıkları çevresinde birleşmelerini sağlamıştır.

Avrupa Birliği'ni daha geleneksel uluslararası bütünleşme modellerinden ayırt eden özellik kurumsal yapısının benzersiz oluşudur. Paris, Roma ve Maastricht Antlaşmaları'yla Üye Devletler hükümranlıklarının bir bölümünü ulusal ve ortak çıkarlarını temsil eden bağımsız kurumlara devretmişlerdir. Karar mekanizmalarında her biri belirli bir rol üstlenen bu kurumlar birbirlerini tamamlar niteliktedir.

***

Birliği yöneten kurumlar şunlardır: Demokratik yollarla seçilen Parlamento, Üye Devletleri temsil eden ve Bakanlar'dan oluşan Konsey, Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Doruğu, Antlaşmaların koruyucusu olan Komisyon, Topluluk hukukuna uyulmasını sağlayan Adalet Divanı ve Birliğin Mali yönetimini izleyen Sayıştay. Ayrıca ekonomik, sosyal ve bölgesel çıkar gruplarını temsil eden çeşitli danışma kurulları vardır. Birliğin dengeli gelişimine katkıda bulunan projelerin finansmanını kolaylaştırmak amacıyla kurulmuş olan bir Avrupa Yatırım Bankası bulunmaktadır.

***

Avrupa Birliği Konseyi başlıca karar organıdır. Konsey, 15 Üye Devlet'in, toplantı gündemini oluşturan konuda (dış politika, tarım, sanayi, taşıma, çevre, vb.) politika sorumluluğu taşıyan bakanlarından oluşur. Konsey'in Başkanlığı altı ayda bir el değiştirir. Konsey görüşmeleri için gerekli zemin, Üye Devletler'in daimi temsilcilerinden oluşan Coreper (Daimi Temsilciler Komitesi) adlı komite tarafından hazırlanır. Bu komiteye de ilgili ulusal bakanlık elemanlarından oluşan komiteler yardım eder. Konsey'in Genel Sekreterliği Brüksel'dedir.

AT Antlaşması'nın 145. maddesine göre Konsey Üye Devletler'in genel ekonomik politikalarının eşgüdümünden sorumludur. Fakat Birliğin yetkileri genişledikçe Konsey'in faaliyet alanına da yenileri eklenmektedir. Üye ülkeleri temsil eden Konsey, AB'nin mevzuatını (yönetmelikler, yönergeler ve kararlar) hazırlar; bu anlamda birliğin yasama organıdır. Ancak Tek Senet ve Maastricht Antlaşması uyarınca bu işlevini Avrupa Parlamentosu'yla paylaşır. Konsey ve Parlamento aynı zamanda AB'nin bütçesi üzerinde de denetim yetkisini paylaşırlar. Ayrıca, Komisyon'un müzakere ettiği uluslararası anlaşmaların kabulü de Konsey'in yetkisindedir.

AT Antlaşması'nın 148. maddesi gereğince Konsey'in kararları, oybirliği, basit çoğunluk ya da nitelikli çoğunluk (toplam 87 oyun en az 62'si) şartının aranması bakımından birbirlerinden ayrılır.

Nitelikli çoğunluk (en az 62 oy) gereken durumlarda oylar şu biçimde dağılır: Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya 10'ar oy; İspanya 8 oy, Belçika, Hollanda, Portekiz ve Yunanistan 5'er oy; Avusturya ve İsveç 4'er oy, Danimarka, Finlandiya ve İrlanda 3'er oy ve Lüksemburg 2 oy.

Kararlar genellikle nitelikli çoğunlukla alınır. Ancak yeni bir Üye Devlet'in kabulü, antlaşmalarda yapılan değişiklikler ya da yeni bir ortak politikanın yürürlüğe konması gibi çok önemli konularda oybirliği aranır.

Topluluk üyelerinin hükümet başkanlarının (Fransa'nın devlet başkanının) 1974'ten beri yaptıkları düzenli toplantılar sonucu Avrupa Doruğu ortaya çıkmıştır. Bu düzenleme 1987'de Avrupa Tek Senedi ile resmiyet kazanmıştır. Avrupa Doruğu yılda en az iki kez toplanır; Komisyon Başkanı da Doruğa katılır.

***

Avrupa Parlamentosu demokratik bir tartışma forumudur; aynı zamanda denetim ve yasama sürecinde de işlevleri vardır.

Avrupa Parlamentosu tek dereceli seçimlerle ve genel oyla beş yılda bir seçilir. (Bu seçimlerin ilki Haziran 1979'da yapılmıştır). Parlamento'nun halen 626 üyesi vardır. Bu üyelerin ülkelere dağılımı şöyledir: Almanya 99, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya 87'şer, İspanya 64, Hollanda 31, Belçika, Portekiz ve Yunanistan 25'er, İsveç 22, Avusturya 21, Danimarka ve Finlandiya 16'şar, İrlanda 15 ve Lüksemburg 6.

Parlamento'nun Genel Kurul'u normal olarak Strasbourg'da toplanır. Genel Kurul çalışmalarının ön hazırlıklarını yapan 20 komisyonun ve siyasi grupların olağan toplantı yeri Brüksel'dir. Parlamento Sekretaryası ise Lüksemburg'dadır.

Parlamento Konsey'in yasama işlevini paylaşır: Yönerge ve yönetmeliklerin hazırlanmasında söz sahibidir ve Komisyon'un dikkate alması istemiyle bunlarda değişiklikler önerir. Antlaşmalarda değişiklik yapan Tek Senet, konuların Parlamento'da ve Konsey'de de ikişer kez ele alınmasını öngörmektedir. 'İşbirliği usulü' olarak bilinen bu yolla Parlamento'ya, özellikle tek pazar konusunda olmak üzere, bir dizi politika alanında daha geniş söz hakkı tanınmış olmaktadır.

Maastricht Antlaşması, bazı alanlarda karara katılma yetkisi vererek Parlamento'nun rolünü daha da güçlendirmiştir. Bu alanlar, işgücünün serbest dolaşımı, tek pazar, öğretim, araştırma, çevre, Avrupa ölçeğindeki ağlar, sağlık, kültür ve tüketicinin korunmasıdır. Artık Parlamento, uzlaşma sağlanamadığı takdirde salt çoğunluk oyuyla Konsey'in ortak konumunu reddetme ve yasama sürecini durdurma yetkisine sahiptir.

Tek Senet uluslararası işbirliği ve ortak üyelik anlaşmaları ile yeni üyelerin kabulü kararlarını Parlamento'nun oluruna bırakmıştı. Maastricht'te ise Avrupa Parlamentosu seçimlerinin aynı seçim sistemiyle yapılması ve Birlik vatandaşlığı konularında da Parlamento'dan onay alınması zorunlu kılınmıştır.

Parlamento bütçe yetkilerini de Konsey'le paylaşır. Bütçeyi kabul edebileceği gibi, reddedebilir de (Parlamento şimdiye kadar iki kez Bütçe'yi reddetmiştir). Reddetmesi halinde bütçe süreci sıfırdan baş-lar.

Bütçe Komisyon tarafından hazırlandıktan sonra, bütçe yetkisini paylaşan Konsey ve Parlamento arasında gidip gelir. Konsey, ağırlıklı olarak tarım alanındaki 'zorunlu' harcamalar konusunda, Parlamento ise sınırları antlaşmada belirlenen 'zorunlu olmayan' harcamalar konusunda son sözü söyler.

Parlamento, Topluluk politikalarını etkileyebilmek amacıyla bütçe sürecindeki yetkilerini tam olarak kullanmaktadır.

Parlamento'nun vazgeçilmez işlevlerinden biri siyasi bakımdan itici güç olmasıdır. Parlamento, 370 milyon insanı temsil eden siyasi ve ulusal eğilimlerin buluştuğu eksiksiz bir Avrupa forumudur. Yeni politikalar oluşturulması ve varolanların geliştirilmesi ya da değiştirilmesi yönünde sık sık çağrılar yapar. 1984'te kabul ettiği Avrupa Birliği Antlaşması taslağı Üye Devletler'in Tek Senet yönünde harekete geçmelerinde etken olmuştur. Ekonomik ve parasal birlik ile siyasi birlik konusunda hükümetlerarası konferanslar düzenlenmesi çağrısı yapan da Parlamento olmuştur.

Nihayet Parlamento demokratik bir denetim organıdır. Üçte iki çoğunluk gerektiren gensoru oylamalarıyla Komisyon'u görevden alabilir. Ayrıca her yıl Komisyon'un programı konusunda görüş bildirir ve oylama yapar.

Parlamento, Sayıştay'ın hazırladığı raporlara dayanarak ortak politikaların uygulanmasını izler. Ayrıca Komisyon ve Konsey'e yönelttiği sözlü ve yazılı sorular yoluyla bu politikaların günlük yönetimini denetler.

Avrupa siyasi işbirliğinden sorumlu olan Dışişleri Bakanları, Parlamento üyelerinin sorularını yanıtlarlar; Parlamento'nun uluslararası ilişkiler ve insan hakları alanlarındaki kararlarına ilişkin olarak gerçekleştirilen çalışmalar konusunda onları bilgilendirir ve kendi faaliyetlerinin dökümünü sunarlar.

Avrupa Doruğu Başkanı Avrupa Doruğu'nun sonuçları konusunda Parlamento'ya bilgi verir.

***

Topluluğun bir başka önemli kurumu Komisyon'dur. 1 Temmuz 1967'de üç Topluluğun (AKÇT, AET ve Euratom) yürütme organlarını birleştiren bir antlaşma ile tek bir Komisyon oluşturulmuştur.

Komisyon'un üye sayısı 5 Ocak 1995'te 20'ye (Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İspanya ve İtalya için ikişer, diğer ülkeler için birer) yükseltilmiştir. Bu üyeler, Üye Devletler'in 'mutabakatı' ile atanır; Maastricht Antlaşması'yla görev süreleri 5 yıla çıkarılmıştır ve atanmaları Parlamento'nun onayıyla gerçekleşir. Komisyon görevini tam bir bağımsızlıkla yerine getirir; Topluluk çıkarlarını temsil eder ve hiçbir Üye Devlet'ten talimat almaz. Antlaşmaların koruyucusu olarak Konsey'in kabul ettiği yönetmelik ve yönergelerin düzgün biçimde uygulanmasını sağlar. Topluluk hukukunun yürürlüğünü sağlamak üzere Adalet Divanı'nda dava açabilir. Yasama sürecinde inisiyatif hakkı sadece Komisyon'a aittir. Konsey içinde ya da Konsey ve Parlamento arasında görüş birliği sağlanmasını kolaylaştırmak üzere müdahalede bulunabilir. Konsey tarafından alınan (örneğin ortak tarım politikasına ilişkin) kararların uygulanması türünden bir yürütme yetkisine de sahiptir. Ayrıca araştırma ve teknoloji, kalkınma yardımı ve bölgesel kaynaşma alanlarındaki ortak politikaların yürütülmesine ilişkin olarak önemli yetkileri vardır. Komisyon, Parlamento'nun üçte iki çoğunlukla kabul edeceği bir gensoru sonucunda topluca görevden alınabilir; ama bu şimdiye kadar hiç olmamıştır.

Komisyon çalışmaları, çoğunluğu Brüksel ve Lüksemburg'da görev yapan bir idari kadro tarafından desteklenir. Bu idari örgüt, her biri belli bir alandaki ortak politikaların uygulanması ile genel yönetimden sorumlu olan ve Genel Müdürlükler olarak adlandırılan 23 bölümden oluşur. Geleneksel uluslararası örgütlerin genel sekreteryalarının aksine Komisyon'un mali özerkliği vardır ve kararlarını uygulamakta tam bir bağımsızlığa sahiptir. Federasyon yanlıları Komisyon'u, bir yanda mevcut Avrupa Parlamentosu ile öbür yanda bugünkü Konsey'in yerine geçecek olan Üye Devletler Senatosu'ndan oluşan çift meclisli bir parlamentoya karşı sorumlu olacak Avrupa hükümetinin nüvesi olarak görmektedirler.

***

Adalet Divanı Lüksemburg'dadır ve Üye Devletler'in 'bağımsızlıklarından kuşku duyulmayan kişiler arasından' mutabakat yoluyla seçip altışar yıllık dönemler için atadıkları 15 yargıçtan oluşur.

Divan'ın başlıca iki işlevi vardır:

(i) Topluluk kurumları tarafından kabul edilen mevzuatın antlaşmalara uygunluğunu denetlemek (Topluluk kurumları, Üye Devletler ve haklarının ihlal edildiğine inanan yurttaşlar Divan'a başvurma hakkına sahiptir);

(ii) Ulusal mahkemelerden biri tarafından istendiğinde Topluluk mevzuatının uygulanabilirliği ya da doğru yorumu konusunda görüş bildirmek; verdiği kararlara karşı temyiz yolu kapalı olan bir mahkeme ya da yargıcın gördüğü davada bu konuda tereddüt belirirse Adalet Divanı'ndan bir ara karar istenmesi zorunludur.

Divan'ın karar ve yorumları zaman içinde Topluluk düzeyinde uygulanabilen bir Avrupa hukukunun oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Topluluk hukuku alanında, Divan'ın kararları ulusal mahkemelerin kaiçtihadı, Topluluğun bugünkü biçimini almasında belirleyici bir rol oynamıştır.

Konsey ve Komisyon, AT ve Euratom konularında Ekonomik ve Sosyal Komite'nin desteğiyle çalışır. Bu Komite ekonomik ve sosyal faaliyetlerin değişik kategorilerini temsil eden 222 üyeden oluşur. Birçok konuda karar verilmeden önce görüşünün alınması zorunludur; ayrıca kendi inisiyatifiyle de görüş bildirme hakkına sahiptir.

Ticaret ve sanayi dünyası ile işçi sendikaları, Topluluğun gelişmesini Ekonomik ve Sosyal Komite aracılığıyla etkilerler.

Maastricht Antlaşması'yla kurulan Bölgeler Komitesi Üye Devletler'in önerdiği bölgesel ve yerel makamların temsilcileri arasından Konsey tarafından dört yıllık bir dönem için seçilen 222 üyeden oluşur. Komite, Antlaşma'nın belirlediği alanlarda Konsey ve Komisyon'a danışmanlık yapar. Toplantı yeri Brüksel'dir.

***

Avrupa Birliği'nin işleyişinde kapsam genişleme ve daralamsı, yeni konuların eklenmesi, ek maddeler ile sağlanabilmektedir. Aşağıda da var olan maddeler, Birlik tarafından kabul edilmiş ve uygu-lamaya konmuş bazı önlemler, ağırlıklı olarak şu alanlarla ilgilidir:

• Kamu alımlarının serbestleştirilmesine paralel olarak iş ve malzeme sözleşmeleriyle ilgili kuralların saydamlaştırılması, kontrollerin arttırılması ve kuralların kapsamının taşıma, enerji ve telekomünikasyon gibi önemli yeni alanlara genişletilmesi.

• Dolaylı vergiler, KDV ve özel tüketim vergilerine ilişkin ulusal mevzuatın birbirine yaklaştırılması anlamına gelen vergi uyumlulaştırması.

• Sermaye piyasalarının ve mali hizmetlerin serbestleştirilmesi.

• Belgelendirme ve test konusunda benimsenen yeni bir yaklaşım sayesinde, ulusal standartların denkliklerinin tanınması; emniyet ve çevre standartlarında da bir ölçüde uyumlulaştırmanın sağlanması.

• Kişilerin serbest dolaşımı önündeki teknik engellerin (faaliyette bulunma özgürlüğü ve diploma denkliklerinin tanınması yoluyla) ve fiziki engellerin (sınırlardaki kontrollerin kaldırılmasıyla) sona erdirilmesi.

• Şirketler hukukunun uyumlulaştırılması ve fikri ve sınai mülkiyet mevzuatının (tescilli marka ve patentler) benzeştirilerek iş dünyasının işbirliğini teşvik eden bir ortamın oluşturulması.

Adalet ve içişleri alanlarındaki işbirliği (Avrupa Birliği Antlaşması, VI. Fasıl) dört temel alanı kapsar:

(i) Sığınma mevzuatının uyumlulaştırılması.

(ii) Üye olmayan devletlerin vatandaşlarına uygulanacak göçmen mevzuatının Birlik düzeyinde ele alınması.

(iii) Sınır ötesi suçlarla etkin mücadele için polis teşkilatları arasında işbirliği.

(iv) Medeni hukuk ve ceza hukuku alanlarında işbirliği anlaşmalarının hazırlanması.

Maastricht Antlaşması, kararların nitelikli çoğunlukla alınacağı bazı alanlarda AT'nin yetkilerini genişletmiştir: Araştırma ve geliştirme, çevrenin korunması ve sosyal politika (Birleşik Krallık dışındaki bütün Üye Devletler bir sosyal politika anlaşması imzalamışlardır). Antlaşma aynı zamanda Avrupa Parlamentosu'nun yetkilerini, bir dizi alanda ortak karar usulünü getirmek suretiyle güçlendirmektedir.

Yeni üyeliklerin, mevcut üyeleri güçlü ve homojen bir yapıda birleştirmeyi becerebilmiş olan geleneksel bütünleşme yaklaşımını zora sokması tuhaf bir çelişki olur. AB'ye katılmanın koşullarından biri yeni üyelerin mevcut Topluluk mevzuatını tümüyle kabul etmeleri ve ortak politikaları paylaşmalarıdır. Geçici bir dönem için anlaşmaya bağlanmış olanlar dışında hiçbir istisnaya izin verilemez. Maastricht'te kabul edilen iddialı hedefler - en geç 1999'a kadar ekonomik ve parasal birlik ortak dış politika ve güvenlik politikasını içeren siyasi birlik - müstakbel üyeler tarafından da kabul edilmelidir. Şimdi veya daha sonra AB'ye katılmak isteyen ülkelerin davranışlarında belirsizliğe yer olmamalıdır. AT'yi daha başından itibaren geleneksel uluslararası örgütlerden ayırt eden kurallara bağlılık ve geleneklere saygı Birliğe güç katmayı sürdürecektir. Hükümetler-arası işbirliği ile federasyon arasında bir yerde duran Birlik, yetki ikamesi ilkesine bağlı olmakla birlikte ortak eylemden de vazgeçemez. Bu süreç ister istemez yavaş ilerleyecek ve değişik siyasi ve ekonomik gelişmişlik düzeylerine imkan verecektir.

***

Avrupa'nın gelecekte alacağı biçimi kestirmek imkansızdır. Yine de mevcut verilere dayanılarak bazı öngörülerde bulunulabilir.

• Onbeşler, Maastricht'te üstlenilen taahhütler çerçevesinde ekonomik, parasal ve siyasi bütünleşme konusunda ellerinden geleni yapacaklardır. Kurumlar arası anlaşmalar Topluluk kurumları ve usulleriyle diplomatik işbirliği düzenlemeleri arasındaki 'köprü'yü oluşturacaktır. Avrupa Parlamentosu ortak karar mekanizmasını sonuna kadar kullanacaktır.

• Haziran 1995'te çalışmaya başlayan bir düşünce grubunun hazırlayacağı rapora dayalı olarak Birlik 1996'da Antlaşmaları revize etme sürecini başlatacaktır. 2000 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, bir Avrupa yürütme organı ile iki meclisli (biri halkı, öbürü Devletler'i temsilen) bir yasama organını temel alan bir federal sistem için planlar hazırlanacaktır. Antlaşma süresi 1998'de sona eren Batı Avrupa Birliği ile Avrupa Birliği arasında gerçekleşecek olan bütünleşme bu sürecin bir parçası olacaktır.

• Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan, AB'nin de yardımıyla pazar ekonomilerini geliştirdikçe, yapılmış olan Avrupa Anlaşmaları genişletilecektir. Avrupa Konseyi'ne katılmış bulunan ve parlamenter demokrasiler topluluğuna dahil olduklarını kanıtlamış bulunan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri AB'ye üye olacaktır. Bütünleşme konumuna ulaşanlar Birlik üyeliğine başvuracak ve yeni bir genişleme aşamasının önünü açacaklardır.

• Birlik, kuzey yarıkürenin güvenliğinin tartışıldığı başlıca iki Avro-Atlantik forum olan AGİT ve NATO'da kendi siyasi kimliğini kanıtlayacaktır. Lomé Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler ve UNCTAD gibi uluslararası örgütlerdeki etkisi sayesinde Kuzey ile Güney'in birbirine yakınlaştırıl-masında büyük rol oynayacaktır.

21. yüzyılın başındaki Avrupa için çizilen bu manzara kaçınılmaz olarak eksik ve spekülatiftir. Varsayımları arasında, mevcut Üye Devletler'in AB'yi, tüm kıtayı kapsayacak biçimde "federalist bir itici güç" olarak işlemekte serbest bırakacakları ve müstakbel üyelerin de Maastricht'te belirlenen siyasi amaçları çekincesiz paylaşacakları da vardır. Bu umutların gerçekleşmesinin tek yolu, asla geriye dönüp bakmadan Topluluk için daha başında belirlenmiş olan yolda ilerlemeye devam etmektir.

EKLER

Ek 1.

PARİS DORUĞU BİLDİRGESİ

(19 ve 20 Ekim 1972)

"Üye Devletler, Toplulukları'nın gelişmesini demokrasi, fikir özgürlüğü, bireylerin ve düşüncelerin serbest dolaşımı ve serbestçe seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla halkın katılımına dayandırma kararlılıklarını yeniden teyid ederler".

Ek 2.

AVRUPA KİMLİĞİNE İLİŞKİN BELGE

(Kopenhag Doruğu, 14 Aralık 1973)

"Dokuzlar, bağlı oldukları hukuki, siyasi ve ahlaki düzenlerine niteliğini veren değerlere saygı gösterilmesini sağlamak ve ulusal kültürlerinin zengin çeşitliliğini muhafaza etmek arzusundadırlar. Bireyin ihtiyaçlarının karşılanması temeline dayanan bir toplum kurma kararlığı temelinde aynı hayat anlayışını paylaşan Dokuzlar, temsili demokrasi, hukukun üstünlüğü, eko-nomik ilerlemenin nihai amacı olan sosyal adalet ve insan haklarına saygı ilkelerini savunma azmindedirler. Bütün bunları Avrupa kimliğinin temel unsurlarıdır".

Ek 3.

TEMEL HAKLARA İLİŞKİN ORTAK BİLDİRGE

(Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon, 5 Nisan 1977)

AVRUPA PARLAMENTOSU, KONSEY VE KOMİSYON,

Avrupa Toplulukları'nı kuran Antlaşmalar'ın hukuka saygı ilkesine dayandığını;

Adalet Divanı'nın kabul ettiği üzere bu hukukun Antlaşmalar'da ve Topluluğun ikincil mevzuatında yer alan kuralların ötesinde genel hukuk ilkelerini ve özellikle Üye Devletler'in anayasa hukukarının dayandığı temel hakları, ilkeleri ve hakları içerdiğini;

Ve özellikle bütün Üye Devletler'in 4 Kasım 1950'de Roma'da imzalanmış bulunan İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin Akit Tarafı olduğunu göz önünde tutarak

AŞAĞIDAKİ BİLDİRGEYİ KABUL ETMİŞTİR:

1. Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon, Üye Devletler'in anayasalarından ve İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nden kaynaklananlar başta gelmek üzere temel hakların korunmasına öncelikle önem verdiklerini vurgularlar.

2. Yetkilerini kullanırken ve Avrupa Toplulukları'nın hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik çabalarında bu haklara saygı göstermektedirler ve saygı göstermeye devam edeceklerdir".

Ek 4.

DEMOKRASİ BİLDİRGESİ

(Avrupa Doruğu Kopenhag Toplantısı, 8 Nisan 1978)

"Avrupa Parlamentosu Üyeleri'nin tek dereceli genel oyla seçilmesi, Avrupa Toplulukları'nın geleceği açısından temel önem taşıyan ve Topluluklar'ı oluşturan halkların paylaştıkları demokrasi ideallerini somut bir şekilde ortaya koyan bir olaydır.

Roma Antlaşması'nda öngörüldüğü üzere Avrupa halkları arasında gittikçe daha yakın bir birliğin temeli olan Avrupa Toplulukları'nın oluşturulması, Topluluklar'ın kurucularının barışın ve özgürlüğün güçlendirilmesi yolundaki kararlılıklarını göstermekteydi.

Avrupa Kimliğine İlişkin Kopenhag Bildirgesi'nde ifade edildiği üzere, Devlet ve Hükümet Başkanları, bağlı oldukları hukuki, siyasi ve ahlaki düzene niteliğini veren değerlere saygı gösterilmesini sağlamak ve temsili demokrasi, hukukun üstünlüğü, sosyal adalet ve insan haklarına saygı ilkelerini savunmak azmindedirler.

Bu ilkelerin uygulanması, yetkilerin anayasal düzenlemesi içinde hem fikirlerin serbestçe ifadesini hem de insan haklarının korunmasını güvenceye alan çoğulcu demokratik bir sistemi gerektirir.

Devlet ve Hükümet Başkanları, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon'un, Topluluklar'ın amaçlarını gerçekleştirme uğraşı içinde temel haklara saygı gösterme yolundaki kararlılıklarını ifade ettikleri Ortak Bildirge'ye katıldıklarını beyan ederler.

Her Üye Devlet'te temsili demokrasiye ve insan haklarına saygının ve bunların sürdürülmesinin Avrupa Toplulukları'na üyeliğini vazgeçilmez koşulları olduğunu resmen beyan ederler".

FASIL XVII

KALKINMA İŞBİRLİĞİ

Madde 130

1. Üye Devletler'in izlediği politikaların tamamlayıcısı niteliğinde olan, Topluluğun kalkınma işbirliği alanındaki politikası:

özellikle içlerinde en dezavantajlı konumda olanlar başta gelmek üzere, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınmalarına;

-gelişmekte olan ülkelerin uyumlu ve aşamalı bir biçimde dünya ekonomisi ile bütünleştirilmelerine;

-gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla mücadeleye katkıda bulunur.

2. Bu alandaki Topluluk politikası demokrasinin ve hukuk devletinin geliştirilmesi ve pekiştirilmesi genel hedefine ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygı hedefine katkıda bulunur.

Ek 5.

AVRUPA TEK SENEDİ

(Şubat 1986)

Avrupa Toplulukları'nı kuran Antlaşmalar temelinde girişilen çalışmaları tamamlama ve Devletleri arasındaki ilişkileri, 19 Haziran 1983 tarihli Stuttgart Resmi Bildirgesi uyarınca tümüyle bir Avrupa Birliği'ne dönüştürme isteğiyle HAREKETE GEÇEREK;

Bu Avrupa Birliği'ni önce kendi iç kurallarına göre işleyen Topluluklar temelinde, daha sonra ise İmzacı Devletler arasında dış politika alanında ve bir Avrupa İşbirliği temelinde uygulamaya koymak ve bu birliği gerekli eylem araçlarıyla donatmak KARARLILIĞIYLA;

Özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet başta gelmek üzere, Üye Devletler'in anayasalarında ve yasalarında, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'de ve Avrupa Sosyal şartı'nda tanınan temel haklar üzerinde demokrasiyi geliştirmek için işbirliği yapmak KARARLILIĞIYLA,

Avrupa fikrinin, ekonomik bütünleşme ve siyasi işbirliği alanlarında gerçekleştirilen sonuçların ve yeni açılımlara duyulan ihtiyacın, Avrupa'nın demokratik halklarının taleplerine denk düştüğüne ve genel oyla seçilen Avrupa Parlamentosu'nun Avrupa halkları için kaçınılmaz bir ifade aracı olduğuna KANİ OLARAK,

Avrupa'nın ortak çıkarlarını ve bağımsızlığını korumak ve özellikle bağlı oldukları demokrasi ve hukuka ve insan haklarına saygı ilkelerini ortaya koyarak Birleşmiş Milletler Antlaşması çerçevesinde girdikleri taahhüte uygun olarak uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasına birlikte katkıda bulunmak amacıyla, tek sesle konuşma ve tutarlı biçimde ve dayanışma içinde hareket etmeye gittikçe daha fazla yönelme konusunda Avrupa'ya düşen sorumluluğun BİLİNCİNDE OLARAK,

Ortak politikalarının kapsamını genişletip yeni hedefler gerçekleştirmeye yönelmek suretiyle ekonomik ve sosyal durumu geliştirmeye ve kurumların yetkilerini Topluluk çıkarlarına uygun koşullar altında kullanmalarına imkan sağlayarak Topluluklar'ın daha düzgün biçimde işlemesini sağlamaya KARARLI OLARAK,

Devlet ve Hükümet Başkanları'nın 19-21 Ekim 1972 tarihlerinde Paris'te yapılan Toplantı'da Ekonomik ve Parasal Birliğin aşamalı olarak gerçekleştirilmesi hedefini onayladıklarını DİKKATE ALARAK,

Avrupa Doruğu Başkanlığı'nın 6-7 Temmuz 1978'de Bremen'de vardığı sonuçların Ek'ine ve Avrupa Para Sistemi'nin (APS) kurulması ve ilgili konularda Brüksel'de toplanan Avrupa Doruğu'nun 5 Aralık 1978'de aldığı Karar'ı dikkate alarak ve sözkonusu karar uyarınca Topluluğun ve Üye Devletler'in Merkez Bankaları'nın parasal işbirliğini yürürlüğe koymak için bir dizi önlemi uygulamaya koymuş olduklarını KAYDEDER[ler]..."

Ek 6.

HELSİNKİ AB KONSEYİ, BAŞKANLIK ZİRVESİ SONUÇLARI

10-11 Aralık 1999

MADDE 3. Avrupa Birliği Konseyi, tüm Avrupa kıtasının istikrarı ve refahı için Aralık 1997'de Lüksemburg'da başlatılan genişleme sürecinin önemini teyid eder.

MADDE 4. Avrupa Birliği Konseyi, şimdi 13 aday devleti tek bir çerçeve içinde kapsayan katılım sürecinin içerici mahiyetini tekrar teyit eder. Aday devletler, üyelik sürecine eşit bir temelde katılmaktadırlar. Avrupa Birliği'nin Antlaşmalar'da ifade edilen değerlerini ve amaçlarını paylaşmalıdırlar. Bu bakımdan, Avrupa Birliği Konseyi, anlaşmazlıkların BM Anayasası'na uygun olarak barışçı yoldan çözülmesi ilkesini vurgular ve aday devletleri, devam eden sınır anlaşmazlıkları ve ilgili diğer konuları çözmek için her gayreti göstermeye davet eder. Bunda başarılı olunamadığı takdirde, anlaşmazlığı makul bir süre içinde Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) götürmelidirler. Avrupa Birliği Konseyi, özellikle üyelik süreci üzerindeki yansımalarıyla ilgili olarak ve en geç 2004 yılı sonuna kadar UAD yoluyla çözüme bağlanmalarını teşvik etmek amacıyla, devam eden anlaşmazlıklara ilişkin durumu gözden geçirecektir. Ayrıca, Avrupa Birliği Konseyi hatırlatır ki Kopenhag'da belirlenmiş olan politik kriterlere uyum, üyelik müzakereleri açılmasının bir ön şartıdır ve tüm Kopenhag kriterlerine uyum AB'ye üye olarak katılmanın temelidir.

MADDE 5. Birlik, kurumsal reform konusundaki Hükümetler Arası Konferansı Aralık 2000'e kadar tamamlamak için her çabayı göstermeye yönelik sağlam bir siyasi taahhüt içine girmiştir. Bu Konferans'ın sonuçlarının onaylanmasından sonra, Birlik, 2002 sonundan itibaren, üyelik vecibelerini üstlenme yeteneğine sahip olduklarını göstermelerinin hemen ardından ve müzakere sürecinin başarıyla tamamlanması üzerine, yeni üye devletler kabul edebilme durumunda olacaktır.

MADDE 6. Komisyon, aday devletlerdeki ilerleme hakkında ayrıntılı bir değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirme, katılım kriterlerinin yerine getirilmesi yönünde ilerleme olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, bazı sektörlerde devam eden güçlükler bulunduğu dikkate alınırsa, aday devletler, katılım kriterlerine uyma çabalarını sürdürmeye ve arttırmaya teşvik edilirler. Bazı adayların tüm Kopenhag kriterlerini orta vadede karşılama konumunda olmayacakları anlaşılmaktadır. Komisyon'un niyeti, bazı aday devletlerce Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesinde kaydedilen ilerleme konusunda 2000 yılı başlarında Konsey'e rapor vermektir. Bundan sonraki ilerleme raporları, Aralık 2000'deki AB Konseyi'nden uygun bir zaman önce sunulacaktır.

MADDE 11. Müzakerelerde, her aday devlet kendi meziyetlerine göre değerlendirilecektir. Bu ilke, hem muhtelif müzakere başlıklarının açılması hem de müzakerelerin yürütülmesi bakımından geçerli olacaktır. Müzakerelerde ivmeyi korumak için, hantal prosedürlerden kaçınılmalıdır. Şimdi müzakere sürecine sokulmuş olan aday devletler, hazırlıklarında yeterli ilerleme yapmışlarsa, halen müzakere sürecinde bulunan aday devletlere makul bir süre içinde yetişme imkanına sahip olacaklardır. Müzakerelerde ilerleme, müktesebatın ulusal mevzuata dahil edilmesinde ve bilfiil uygulanması ve icra edilmesinde ilerleme ile paralel gitmelidir.

MADDE 12. Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon'un ilerleme raporunda işaret edildiği gibi Türkiye'de son zamanlarda yaşanan olumlu gelişmeleri ve ayrıca Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyum yönündeki reformlarını sürdürme niyetini memnuniyetle karşılar. Türkiye, diğer aday devletlere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş bir aday devlettir. Diğer aday Devletler gibi Türkiye de mevcut Avrupa stratejisine dayanılarak, reformlarını teşvik etmeye ve desteklemeye yönelik bir katılım öncesi stratejiden istifade edecektir. Bu çerçevede, insan hakları konusu ve 4 ve 9(a) sayılı paragraflarda belirtilen konular başta olmak üzere, üyeliğin siyasi kriterlerini karşılama yönünde ilerleme kaydedilmesi üzerinde durularak, daha fazla siyasi diyalog söz konusu olacaktır. Türkiye, Topluluk programlarına ve ajanslarına ve katılım süreci bağlamında aday devletler ile Birlik arasındaki toplantılara katılma imkanına da sahip olacaktır. Müktesebatın benimsenmesi için ulusal bir program ile birlikte, siyasi ve ekonomik kriterler ve bir üye devletin yükümlülükleri ışığında üyelik hazırlıklarının yoğunlaşması gereken öncelikleri içeren bir katılım ortaklığı önceki Konsey sonuçları temelinde oluşturulacaktır. Uygun izleme mekanizmaları kurulacaktır. Türkiye'nin mevzuatının ve uygulamasının müktesebat ile uyumlulaşmasını yoğunlaştırmak üzere, Komisyon, müktesebatın analitik tarzda incelen-mesine yönelik bir süreç hazırlamaya davet edilir. Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon'dan, tüm katılım öncesi tüm AB mali yardım kaynaklarının koordinasyonu için tek bir çerçeve sunmasını talep eder.

MADDE 13. Avrupa Konferansı'nın geleceği, gelişen durumun ve Helsinki'de katılım süreci konusunda alınan kararların ışığında gözden geçirilecektir. Yaklaşan Fransa Dönem Başkanlığı, 2000 yılının ikinci yarısında konferansı toplama niyetini beyan etmiştir.

 

Kopenhag Kriterleri

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların istikrarının gerçekleştirilmesi

İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığının yanı sıra Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunması

Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması

Avrupa bütünleşmesi hareketi korunurken, Birliğin yeni üye içerme kapasitesi gerek Birlik gerekse aday ülkelerin genel çıkarına hizmet eden önemli bir unsurdur.

KAYNAKLAR

Pascal Fontaine, On Derste Avrupa, Paris, Siyasal Bilgiler Enstitüsü, 1994.

Chrisitiane Duparc, Avrupa Topluluğu ve İnsan Hakları, 1992.

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği yayınları.

 

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele