Dönüş Hareketi Üzerine Kronolojik ve Nostaljik Bir Gezinti

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Sürgün ve Soykırım; Kuzey Kafkasya insanının belleğinde acı ile yer etmiş iki sözcük. Sözlüklere baktığımız zaman sürgün (tehcir) "1-Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse veya topluluk, 2-Bu biçimde sürülmek işi ve bu işin sonucu" şeklinde tanımlanmaktadır. Soykırımı (genocide); Bir insan topluluğunu, ulusal, dinsel, politik vb. sebeplerle yok etmek olarak tanımlanmaktadır.

Çerkes halkının uğradığı sürgün ve soykırım acılarının hemen arkasından umut, aydınlık ve gelecek için halkımızın bel bağladığı sözcük ise "Dönüş"tür. 1864 Büyük Sürgünü'nün hemen ardından Atayurduna dönüş düşüncesi Çerkes insanının büyük İDEA'sı olmuştur. Bu düşüncenin hiç kesintiye uğramadan yaşatıldığı ve günümüz kuşaklarına ulaştığı gerçeğinin bir hayli kanıtı vardır.

Atalarımızın Osmanlı topraklarına yerleşerek yaralarını sarmasından hemen sonra örgütlenmeye başladığını, Atayurduna kavuşma fikirlerini yaymak için Ğuaze gazetesini ve daha başka yayınları çıkarttığını, zamanın padişahına dönüş için resmi başvuruların yapıldığını, bu konularda çaba harcandığını bilmekteyiz. Khabardey bölgesinden yetişen ünlü fabl yazarı ve halk ozanı Pac'e Beçmırza'nın yirminci yüzyılın hemen ilk yıllarında, Osmanlı topraklarını köy köy, kasaba kasaba gezerek; "Henüz zamanın geçmediğini, Atayurduna dönüş için henüz gecikilmediğini," içi ağlayarak, haykırarak soydaşlarına anlattığını da biliyoruz. 1978 yılında üç arkadaşımla birlikte Nalçik'e yaptığımız ziyaret sırasında, Nalçik'in ünlü Hadokşokua Parkı'nın bir köşesinde, bu ünlü ozanla karşılaşmıştım. Siyah granitten yontulan Pac'e Beçmırza büstü ile Balkar ozanı Kazım Meçiev'in büstü yanyana duruyordu. Büstün siyah oluşunun sürgün ve soykırımı simgelediğini, çevresini saran kırmızı güllerin ise Dönüş umudunu simgelediğini, zira Beçmırza'nın öldüğü 1936 yılına kadar dönüş konusunda hiç umutsuzluğa düşmediğini anlatmışlardı.

Bu geziden döndükten sonra, o zaman hayatta olan babam; "Geziniz hakkında hiç bir şey sormayacağım, ilginç bulduğun ya da ne nedenini çözemediğin bir husus varsa, onu anlat bana..." demişti.

Uzunyayla köylerinin koptuğu yerlerle Uzunyayla'yı karşılaştırdığımda ilginç bulduğum iki konu beni düşündürüyordu, Bu denli ormanın, yeşilin, çiçeğin yaşamla içiçe olduğu, ağaç kültürüne bu denli aşina olan bir toplumun Uzunyayla'ya nasıl yerleştiği, yerleştikten sonra yeni mekanlarını geldikleri yere benzetebilmek için neden hiç çaba sarfetmedikleri, neden hiç ağaç dikmedikleri konularına yanıt arıyordum. Bu iki hususu babama açıkladım. Babamın hali görülmeye değerdi. Yaşlı buruşuk yüzünden çenesine süzülen gözyaşlarını silerek konuşmuştu: "Uzunyayla'ya yerleşmeye mecbur idiler, devlet fermanı ile yerleştiler. Yerleşilen bu yeri imar-ihya ile az da olsa Kafkasya'ya benzetmek hiç kimsenin istemediği bir konu idi. Bu topraklara bağlanmak istemiyorlardı. Benim çocukluğumda, yani 1911-1925 yılları arasında, kapısı, penceresi biraz yüksek, biraz süslü, biraz fazla harcama gerektiren bir ev yapan olursa, "Yap, yap...Yarın yurdumuza dönersek birileri için hazır ev olur, gelip hemen yerleşirler" gibi eleştiriler olurdu. Bu yüzden kimse kalıcı bir işe girişmedi, atayurduna dönmek hep düşüncede yaşatıldı. Bizden önceki kuşaklar göçüp gitti, sonra gelen kuşaklar ise doğal olanı Uzunyayla'daki yaşam sanarak sürdürdü. Atayurdundan giden gelen olmayınca da oradaki yaşamla kopma kesinleşti." demişti.

Hiçbir zaman sönmeyen Atayurduna dönüş ateşi, Cumhuriyetin ilk yıllarında, tek parti döneminde küllenmek zorunda idi. Bırakınız dönüş sözcüğünü, coğrafya ismi olan "Kuzey Kafkasya" sözcüğü bile kullanılamadığı için Cumhuriyet döneminde ilk kurulan derneğimizin adı "Dost Eli Yardımlaşma Derneği" idi.

1961 Anayasası'nın getirdiği nispeten daha özgür ve demokratik ortamda Ankara Kuzey Kafkasya Derneği kuruldu. Giderek 1970'ten itibaren atayurdu ile yazışma, haberleşme, tek tük de olsa ziyaretler başlayınca 1920'li yıllardan başlayarak küllenmiş olan dönüş ateşi yeniden parladı, yeniden umut oldu, hasretle sözü edilir oldu. Kuzey Kafkasya ile ilgili ilk bilgileri, ilk ciddi yazıları saygıdeğer büyüğüm İzzet Aydemir'in çıkarttığı "Kafkasya-Kültürel Dergi"de bulmaya başladık. 1970'li yıllarda tümü ile amatörce bir deneme olarak yayımlanan "Kamçı" gazetesi, 12 Mart ara rejimi nedeni ile 12 sayılık deneme süresini tamamlayamadan yedinci sayısından sonra yayınını durdurmak zorunda kaldı. Ankara'da çıkartılan "Nartların Sesi" gazetesi de aynı akıbete uğrayarak 12 Eylül hareketi ile kapatıldı. Bu iki küçük gazetemizde de yine atayurt ve ürettiği kültür, diasporadaki sorunlar, atayurda duyulan özlem yoğun bir biçimde işlenmiştir. Topraklarından kopartılıp dağıtıldığı günden bu yana varolan ulusal-tarihsel eşitsizliklere, haksızlıklara, uygulanan kendine yabancılaştırma ve baskı yöntemlerine, asimilasyon politikalarına rağmen Çerkes halkı bugün de kendi sosyal ve ulusal sorunlarına sahip çıkabilecek bir potansiyele sahiptir, ve bugün de "DÖNÜŞ" ideali gerçekçiliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Yamçı gazetesinin çıkartılması için yapılan toplantılarda, tartışmalarda hep bulundum. O günlerde varılması gereken hedef; "Çerkes halkının kendi topraklarında kendi kaderini tayin etme hakkının bulunduğu" ilkesinden hareketle en kısa zamanda dönebilecek herkesin Atayurduna dönmesi idi. Tabii o günün koşulları çok farklı idi. Sovyetler Birliği yönetimi yaşıyordu. Döneceklerin iş bulma, konut edinme gibi sorunlarının sosyalist ilkeler doğrultusunda devletçe çözümlenmesi gereği söz konusu olduğundan dönüş için bir sosyo-ekonomik alt yapı oluşturma çalışmalarının yapılması gibi bir olay gündeme gelmiyordu.

Daha sonraları 1980'lerde başlayan ve hala süregelen dönüş hareketi ile ilgili düşünceleri eleştirme furyası başlamıştır. Bu eleştirileri yapan yakın dostlarımız her nedense 1980 yılına kadar bu konularda susmuşlardır. Bu dostlarımız, Yamçı dergisi etrafında birleşenleri, duygusal olmak, romantik ve ütopik olmak, ayağı yere basmayan afaki politikalar üretmekle suçlamaya başlamışlardır.

Öncelikle "Dönüş" ideasının sosyo-ekonomik altyapısının oluşturulması gerektiğini savunan bu dostlarımız, dönüş düşüncesinin yayımlanmaya başladığı dönemin Kuzey Kafkasya'sı ile bugünün Kuzey Kafkasya'sını kıyaslama gereğini gözardı etmektedirler. Bugün için elbette öncelikle sosyo-ekonomik altyapının oluşturulması için çalışmak geçerlidir. Dağılan Sovyetler Birliği'nden sonra devlet sübvansiyonunun kalmadığı, herkesin kendi başının çaresine bakmak zorunda olduğu bir dönemde sosyo-ekonomik altyapı elbette önemlidir. Bugün gelinen aşamada Yamçı dergisi etrafında oluşturulan görüş, bir tramplen görevi yapmıştır. Bu dönemin ve bu dönemin fikirlerinin bir tarafa atılması en azından kadirşinaslıkla bağdaşmayacak bir davranış olacaktır.

Bu derginin çıkarılması için kısıtlı imkanlarını birleştirerek "Yamçı Yayımcılık Ltd. Şirketi"ni kuranlar bugün yaşamaktadırlar. Bunlar Arslan Arı, Eray Yüksel, Haluk Yediç, Dr.Namuk Sarıgül, İbrahim Alhas ve Özdemir Özbay'dır. Derginin sahibi ve sorumlusu Fahri Huvaj arkadaşımız idi. Dr.Necdet Hatam ve Rahmetli Süleyman Yançatoral'ın emekleri büyüktür. Bütün bu arkadaşları saygıyla anıyorum. Dergi yayımlanmaya başlayınca sol fraksiyonlarda yer alan Çerkes aydınlarının çok şiddetli ve o derecede de haksız, insafsız ve dayanaksız saldırıları ve eleştirileri ile karşılaşmıştık. Bu arkadaşlar Yamçı kadrolarını, yani dönüşü savunanları "Sola sızmaya çalışan kaypak, küçük burjuva milliyetçileri" olarak tanımlıyorlardı. Onlara göre, "Dönüş" fikri ütopik ve gerici bir düşünceydi. Zaten Türkiye'de sosyalist devrim yakında gerçekleşecek idi ve Türkiye Çerkesleri'nin etnik kimlikleri ve hakları verilecekti. Dolayısıyla dönüşü ortaya atmak devrimci harekete ihanet etmekti.

Sağ kesimde yer alan, kimileri turancı, kimileri şeriatçı gruplarla omuz omuza olan, ekonomik ve sosyal düzeyleri yüksek, rahatının bozulmasından korkan kesim ise dönüş hareketini tamamen komünist ideolojiye yönelik, boğulması ve susturulması gereken bir fikir olarak görüyorlardı. Bu kesim, bağımsız ve birleşik Kafkasya idealini savunurken, Kafkasya'ya gitmeden oraya ayak basmadan Kafkasya'nın nasıl bağımsız ve birleşik olacağını bugüne kadar bir görüş olarak ortaya koymamışlardır. Bu ideal hep sloganlarda kalmıştır. Bugün bir bakıma bağımsızlık yolunu seçen Abhazya ve Çeçenistan var, ama bu fikrin sahipleri her nedense bu ülkelerle hiç de ilgili görünmemektedirler.

Bugün dönüş fikrinin dışında Çerkes halkının asimilasyon bataklığından kurtarılmasını sağlayacak farklı hiçbir görüş hala üretilememiştir. Dönüş iki açıdan önemini hala taşımaktadır:

1. Kuzey Kafkasya'daki cumhuriyetlerimizin demografik sorunlarını çözerek güçlenmelerini sağlamak için tek yol, hangi yollardan geçerse geçsin, Dönüş'tür. Dönüşün atayurdu kanadında altyapısını oluşturan, yasal düzenlemeleri tamamlayan başta sayın Cumhurbaşkanı Carım Aslan ve bugün mutlu ve kıvanç dolu bir yaşamı atayurdunda sürdüren dönüşün ilk temsilcileri sevgili arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

2. Çok hızlı bir şekilde yok olmakta olan diaspora Çerkesleri'nin ve diasporadaki Çerkes kültür ürünlerinin dönüşü her zamankinden daha acil ve zaruridir.

Geldiğimiz bu aşamadan sonra yapılması gereken, Dönüş fikrini yeniden tartışmak değil, Dönüş'ü hızlandıracak sağlıklı politikalar üretmek, Dönüş'ün altyapısını oluşturacak sosyo-ekonomik girişimleri realize etmektir. Toplumumuzun diaspora kesimindeki yeni örgütlenmelerinin bu anlamda ele alınması gerekmektedir.

Tüm derneklerimize, kurulu ve kurulmakta olan vakıflarımıza bu yolda zor ve kutsal görevler düşmektedir. Atayurduna dönüş için çıktığımız kutsal yolumuzun aydınlıklı, pürüzsüz olması dileği ile...

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele