Demokratik Kitle Örgütleri ve Toplumsal Tavır: 'Derneğin Düşündürdükleri'

Salı, 15 Haziran 2004 00:00
Kaçsan nereye kaçacaksın kendinden,
yerin belli yurdun belli, çağın belli.
Sığınsan da yalnızlığın ormanlarına,
işin belli, gücün belli, düşüncen belli.

Kaçsan nereye kaçacaksın kendinden,
ay ışığı belli, deniz belli, akşam belli.
Sanma ki avutur bu görüntüler seni,
doğuş belli, yaşam belli, ölüm belli.

Gerek kişisel, gerekse örgütsel özeleştiriyi bir türlü beceremeyen ya da kendini gerçekten sorgulayan bir özeleştiriyapmayı "varlığına" yediremeyen biz dernekçiler, başına gelenlerin sorumluluğunu yıkacak günah keçilerinden biriolarak da dernek yöneticilerini ve çalışanlarını seçmişizdir. Yapılan her etkinlik, atılan her adım sonrasındabiz dernekçilerin çoğunluğu tarafından eleştiri yağmuruna tutulmuştur, dernekte yapılmaya çalışılan aktivitelerdensorumlu olan bu gönülperver kişiler. Yapılanı eleştirmek bu kadar kolay mıdır? Yapılan çalışmaların ve etkinliklerin ‘başarısızlıklarının’ temelnedeni sadece bu kadroların hatası ya da günahı mıdır?

Yapıcı değil yıkıcı olmak kolay olandır. İnsanoğlu, var olduğu sürece kendisine kolay geleni tercih etmiştir. Fizikte bu olgu ‘evrensel uyuşukluk’ olarak tanımlamaktadır. İnsan olarak var olmanın temel unsuru, hayat ile süregiden bir direniş içinde olmaktadır. Direniş sürekli olmalıdır, zira bu bizi ‘biz’ yapan temel etkendir. Aksi takdirde, var olan akışın içinde direnmeden akmak, var oluşumuzu yadsıyan ve öznelliğin gereksizliğini, daha alışılagelmiş bir ifade ile ‘sürü içerisinde bir kelle daha olma’ durumunu kaçınılmaz kılmaktadır.

Bir tanıma göre, “Demokratik kitle örgütlerinin (DKÖ) eyleminin sınırları, örgütlenmesinin karakterini belirlemektedir.” Bu tanım doğrultusunda, derneklerimizde ve üretimlerinde var olan aksaklık aslında toplumsal yapımızın bir yansımasıdır.

Günümüzde, gerek toplumumuzun ve gerekse ülkemizin bireylerinde var olduğu söylenen ‘tepkisizliğin’ tam aksine bir ‘tepkililik’ vardır. Fakat bunu fiiliyatta göremememizin sebepleri, örgütsüzlük ve var olan örgütlere de inancın olmamasındandır. Yukarıda bahsedilen, örgüt içinde yer almaktansa dışında kalmanın tercih edilmesi, bu keyfiyetin rahatlılığı ile yıkıcı eleştirilerin yapılması, bir örgütsüzlük tablosu ortaya çıkarmaktadır. Mevcut olumsuz tablo sadece biz Çerkesleri değil, içerisinde yer aldığımız Türkiye kazanının her bir bireyini ilgilendirmektedir. 1980 öncesi dernek tabanının genişliği ve eylem etkinliğinin günümüzde bulunmuyor oluşu bir düzeyde de bununla ilişkilidir. Diğer yandan, 80 dönemi ile Türkiye’nin sosyo-ekonomik çöküşünden sorumlu olanların halen serbest olmaları ve toplumsal yarayı açan kişiler olarak sorgulanmıyor oluşları bu zihniyete sahip fikirlerin halen yerel idarelerde mevcudiyetini koruduğunun da bir göstergesidir. Yine bu dönemin eseri olan apolitize olmuş ya da olmayı tercih eden bireyler yüzünden, toplumsal karakter, örgütlülük adı altında bireysel ilişkilerde sergilen(e)mez olmuş ve Çerkeslik sadece bireysel kimlik kartı olmaya indirgenmiştir. Bu mekanizmanın doğal bir sonucu olarak da ‘ortak sorunlara ortak çözümler’ üretilemez hale gelmiştir. Siyasal tavır -80 sonrasında zihinlerde yarattığı olumsuzluğun aksine- demokratik işleyişin temel unsurudur. Apolitize olmuş bir dernek faaliyeti, içi boş, sadece günü kurtaran bir figür olmaktan öteye gidememektedir.

Bunların sonucu olarak da, kısıtlı kadrolar ile kısıtlı çerçevede yürütülmeye çalışılan etkinlik ve eylemler, toplumumuzun beklentisini karşılamamaktadır. Para karşılığında satın alınan metada ortaya çıkabilecek aksaklıkta, kullanıcının hakkını araması bakidir. Fakat derneklerde alışverişi yapılan şey, üretici ve kullanıcının ortak çalışması ile elde edilecek kültürel değerler bütünüdür. Dolayısı ile belirli amaç ve hedef doğrultusunda çalışmak, ancak ‘birliktelik’ ile mümkündür. Dernek, "Belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için kurulan yasal topluluk, cemiyet" olarak tanım bulmaktadır. Eğer amaç belirli hedeflere ulaşmak ise bu, topluluk ile yapılmak durumundadır.

DKÖ'nün temel görevi, kitlelerin ekonomik-demokratik temelli istemlerinin dile getirildiği ve kazanılması için çaba sarfedildiği örgütlenmeler olmalıdır. Sürekli sarf edilen ‘politik ceketin dışarıda bırakılması’ yerine, belli renkteki ceketin giyilerek ve renge ait fikrin tutarlı temsili, amaca gidecek yolda iz yollarını belirlemede yardımcı olacaktır. Sağlanan örgütlülük paralelinde elde edilecek gelişmeler ile tavır ve duruş temsili artırılabilecektir.

DKÖ'ler, varolan en nispi olanakları da içerse, daha geniş hak ve özgürlüklerin sağlanması ve savunulmasında, yönetiminde olup olmamak gibi bir sorun öne çıkartılmadan savunulması gereken mekanlar olmalıdır. Demokrasi, itiraz hakkının kullanılmasıdır. Örgütlülük bünyesinde yer alan bireylerin ‘ortak’ hareketliliği konusunda alacağı ‘ortak’ kararlar gene demokrasi gereği, bireysel kimlik kartı zayıflığı yerine, sahip olduğumuz örgüt ifadesiyle sarf edilecek ve bu şekilde işleyen bütünün bir parçası olmamızı sağlayacaktır. Bu yolla, katılımcıların demokratik yaratım ve kazanımları örgütlü güce dönüştürülecek, ortaya konan hedeflere ulaşılmada asıl rol ‘derneklerimizin’ olacaktır.

Bu nedenle derneklerimizin önemi küçümsenmemelidir. ‘Bir şey yapılamaz’ları teorileştirmeye, yapılamayan şeyler için yönetimleri eleştirmeye hak görülmemelidir. Bize yakışan, bilinen hali ile ‘dürüst Çerkes tavrı’ örgütsüzlükten şikayet etmek değil, günümüze kadar elde edilmiş olan ‘dernekçilik’ geleneğini doğrultusunda toplumumuz ile bağ kurmanın ve bu bağın sağlamlaştırmasının olanaklarını yaratma çabasıdır. Örgütsüzlük ancak ve ancak iradi tavırla aşılabilir. Bu iradi müdahale ise kendiliğinden kitle içinden çıkacak dinamik unsurların müdahalesini beklemek değildir.

Her sorun, çözümünün tohumlarını kendi içerisinde taşımaktadır. Sorunların yanlış tanımlanması, çözüm bulun(a)maması, gerçekte çözüm olmadığı anlamına gelmemektedir. Yalın ve samimi olmak kaydıyla, politik reflekslerin güçlü ve zihnin açık olduğu sürece üstesinden gelinemeyecek mevzuu yoktur.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele