Kültürel Kimlik ve Diaspora

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Politika, ırk ve kültür üzerine yazılar yazan Jamaikalı sosyoloji profesörü Stuart Hall'ın, "Kültürel Kimlik ve Diaspora" adlı makalesinden özetleyerek sizlere aktardığımız bu yazı; kültürel kimlik üzerine iki farklı düşünüş yönteminden, bahsediyor.

Birinci görüş: kültürel kimliği paylaşılan tek bir kültür, bir tür ortak "tek gerçek benlik" bağlamında, daha yüzeysel ya da yapay olarak yüklenmiş diğer benliklerin içinde saklı, ortak tarih ve ataları olan insanların ortak noktası olan benlikler anlamında tanımlar. Bu tanımlama ışığında, kültürel kimlik ortak tarihsel deneyimleri ve paylaşılan kültürel kuralları yansıtır; bunlar da bizi, "bir halk" haline getirir. Bu birlik bütün diğer farklılıklardan daha önemlidir.

Ancak ikinci bir kültürel kimlik görüşü daha vardır. Bu ikinci durum, birçok benzerlik noktasını kabul eder; ama aynı zamanda derin ve önemli kritik farklılık noktaları da vardır ve bunlar gerçekten ne olduğumuzu belirler. Bu ikinci anlamda kültürel kimlik "var olma" kadar bir "olma" meselesidir. Geçmişe olduğu kadar geleceğe de aittir. Kültürel kimlikler bir yerden gelir, tarihleri vardır ve tarihsel olan herşey gibi sürekli dönüşüme maruz kalırlar. Sonsuza kadar kökleşmiş bir geçmişe sabitlenmiş olmaktan çok uzaktırlar; bitmeyen tarih, kültür ve güç oyunlarına bağımlıdırlar. Kimlikler bizi konumlayan ve kendimizi konumladığımız farklı durumlara verdiğimiz isimlerdir.

Kültürel kimlikler, tarih ve kültür söylemleri içinde oluşan değişken özdeşleşme ya da birleşim noktalarıdır. Bir özellik değil, konumlamadır. Bu nedenle her zaman bir kimlik politikası, bir konum politikası vardır ve bunların kesin bir "köken hukuku" içinde mutlak bir güvencesi yoktur.

Kimlikleri iki eksenle çerçevelenmiş olarak düşünebiliriz: Benzerlik ve süreklilik ekseni, farklılık ve kopma ekseni. Biri bize geçmişe dayalı bir temeli, geçmişle olan sürekliliği verir. İkincisi bize paylaştığımız şeyin büyük bir devamsızlık deneyimi olduğunu anımsatır: Bunu köleliğe, sürgüne, sömürgeleşmeye itilmiş Afrika halklarında görebiliriz. Bunlar Afrika'dan Jamaika'ya göç eden, oradan da ikinci bir göçle İngiltere'ye dağılan Afrikalılardır. Batı dünyasının getirmiş olduğu kölelik, sürgün ve plantasyon ekonomisinin yarattığı ayrılıklar, bu insanları bütün farklılıklarına rağmen birleştirmiş ve aynı zamanda onları geçmişlerinden tamamen koparmıştır.

Farklılık, sürekliliğin içinde ve yanı sıra varlığını sürdürür. Örneğin; uzun bir ayrılıktan sonra Karayiplere dönmek, benzerlik ve farklılığın iki yüzlülüğünün şokunu yaşamak demektir. Martinik ve Jamaika arasındaki fark topoğrafya ya da iklim farklılığından çok, büyük bir kültür ve tarih farklılığıdır. Ve bu farklılık Martiniklileri ve Jamaikalıları hem aynı hem farklı olarak konumlar. Gelişmiş Batı ile karşılaştırıldığında çok fazla düzeyde "aynı"dırlar. Onlar, marjinale, az gelişmişe, "Öteki"ne aittirler. Metropolitan dünyanın sınırında, kenarındadırlar. Aynı zamanda, metropolitan merkezlere karşı "öteki"liğin aynı ilişkisi içinde bulunmazlar. Her biri, kendi ekonomik, siyasi ve kültürel bağımlılığını farklı biçimde müzakere eder. Ve bu farklılık kültürel kimliklere kazınmış durumdadır.

1940'larda Kingston'daki çocukluğu sırasında Afrika diasporasında büyüyen Stuart Hall, etrafındaki herkesin siyah olmasına karşın kimsenin kendisinden "Afrikalı" olarak söz etmediğini ve bu Afro-Karayipli kimliğinin Jamaikalılar için ancak 1970'lerde ortaya çıkabildiğini belirtiyor. Bundan sonra Jamaikalıların, kendilerinin "siyah" olduklarını ve köleliğin oğulları ve kızları olduklarını keşfettiğini ve Karayiplerdeki herkesin, etnik kökeni ne olursa olsun, eninde sonunda bu Afrikalı varlığıyla uzlaşması gerektiğini söylüyor.

Hall, ortak bir Afrikalı kimliği oluşturmak için, farklı parçaların geçmişlerine ve tarihe bakarak ortak özdeşleşme noktalarını, "kültürel kimlikleri" oluşturmak gerektiğini, ancak bunun yetmeyeceğini, halkın, kendisini yaratması ve varolmayı sürdürmesi için göstereceği çabalarla ulusal bir kültür oluşturulmasının gerektiğini de vurguluyor.

Uzlaşılması gereken ortak bir kimlik, Çerkesler için de çok yabancı olmayan bir durumdur. Çerkesler de, bir çok kabile ve boy halinde parçalanmış görünmelerine rağmen, sonuçta tek bir kimlikte uzlaşmalılar ve bu ortak kimlikleriyle bütünleşmelidirler. Çünkü, ortak siyasi, politik ve ekonomik çıkarlar göz önüne alındığında, birbirlerine destek olmaları, tek bir güç oluşturmaları açısından bu son derece önemlidir.

Kültürel kimlikler, asimilasyon (yani toplumsal yapının özündeki, kişilik yapısındaki ve kültürel mirastaki -ortak deneyim ve gelenekteki- değişim süreci) içinde büyük anlam ve önem kazanır.

Toplumsal yapının genel özellikleri açısından bir köy-kır toplumu olan Kuzey Kafkasya toplumu, süratle bir kent toplumu olma yolunda çeşitli kültürel değişmelere uğramaktadır. Kent toplumunda çok yönlü ilişkiye girme zorunluluğu, dağınık yerleşim, iletişim teknolojisinin büyük bir hızla ilerlemesi gibi etkenler dil ve kültürde asimilasyonu hızlandırmaktadır.

Toplumun coğrafi yerleşim konumu, değişen sosyo-ekonomik yapı, gün geçtikçe zayıflayan duygusal, kültürel atmosfer Kuzey Kafkaslıların ulusal-kültürel sorunlarının çözümünü zorlaştırmaktadır. Çerkes toplumu da, çeşitli ekonomik, sosyal ve tarihi nedenlerden dolayı, dilini, kültürünü korumak konusunda fazla dirençli ve istekli görünmemektedir. Toplumda dili, kültürü koruma ve geliştirme konusunda bir isteğin, direncin sağlanması gereklidir. Kültürel dayanışma atmosferinin zayıflatılmaması için dayanışmayı artırıcı kültür öğelerine ağırlık verilmelidir. Dayanışmayı güçlendirici çalışmalar, toplumda kaçınılmaz olarak bazı arayışları da beraberinde getirecektir.

Stuart Hall, Jamaika'da doğmuş ve İngiltere'de büyümüş bir Afrikalı bilim adamıdır. Bu yazı, Hall'ın "Kültürel Kimlik ve Diaspora" (Kimlik: Topluluk/Kültür/Farklılık, 1998, Ankara: Sarmal Yayınları, s.173-192) adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele