Diasporik Bir Topluluk Olarak Çerkesler

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin durumunu ve varoluş sorunlarını anlayabilmek için öncelikle genel olarak farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkesler, sonra da özel olarak Türkiyeli Çerkesler üzerine önemli olduğunu düşündüğüm bazı belirlemelerde bulunulması gerekmektedir.

Her şeyden önce, Çerkeslerin diasporik bir halk olduğunun bilinmesi önemlidir. Kısa bir hatırlatma yapılarak söylenirse, Çerkesler 134 yıl önce, yüzyıl kadar süren bir bağımsızlık savaşının arkasından, dalga dalga gerçekleşen sürgünlere uğrayarak, eski Osmanlı topraklarının bir ucundan diğerine (Balkanlara ve Rumeliye, Anadolu'ya ve bugün Cezayir, Suriye, Ürdün, İsrail olarak bilinen topraklara), dağıtılıp, yerleşime tabi tutulmak üzere anayurtlarından koparılmışlardır. Bugün ise 40'dan fazla ülkede dağınık olarak yaşamaktadırlar. Prototip diasporik toplum örneği sayılan Musevilere ek olarak, tıpkı Filistinliler, İrlandalılar, Afrikalılar gibi Çerkesler de bu tip toplulukları tanımlayan ayırtedici özelliklerin çoğunu taşımaktadırlar:

SORU 1: Çerkesler, diasporik toplulukların hangi özelliklerini göstermektedir?

Çerkesler öncelikle anayurtlarından istekleri dışında koparılarak, birden fazla ülkede dağınık olarak yaşamak zorunda kalmışlar, buna karşılık anayurtlarına ilişkin kollektif hafızalarını ve mitleştirilmiş bir tasavvuru korumuşlardır. İkinci olarak, bu kollektif hafıza ve tasavvur, anayurtla hiç ilişki kurulamadığı zamanlarda bile ortak kültürel kimliklerini beslemeye, yeniden-üretimini sağlamaya devam etmiştir. Üçüncü olarak, sürgün edildikleri coğrafyalarda anayurtlarına bir gün geri dönecekleri umudunu hep canlı tutmuşlar, dahası koşullar uygun olduğunda bunu gerçekleştirmeye de başlamışlardır. Son olarak da; uzun yıllar birbirlerinden ayrı düşmüş olmalarına ve karşılaşma fırsatını yakın zamanlara kadar çok az elde edebilmiş olmalarına rağmen, farklı farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkes toplulukları aralarındaki benzerlikler ile dayanışma ve yakınlık duygularını koruyabilmişlerdir. Bu arada bu son iki nokta açısından özellikle 1990'lı yıllardan itibaren daha önce hiç olmadığı kadar önemli adımlar atıldığı belirtilmelidir. Diaspora Çerkeslerinin Abhazya, Güney Osetya ve Çeçenistan ile gösterdikleri dayanışma, yine benzeri bir dayanışma ile Kosova'daki Adığelerin anayurtlarına dönerek yerleşmelerinin sağlanması, diğer yandan Dünya Çerkes Birliği'nin kurulması bunun en önemli göstergeleridir.

SORU 2: Diasporik bir toplum olmak Çerkeslerin kültürel kimliklerini ne şekilde etkilemiştir?

Kollektif kimliklerin biçimlenmesinde mekanın/coğrafyanın önemli bir rolü vardır. Bütün kollektif kimlikler bir yer'den/coğrafyadan veya bir yer/coğrafya için konuşurlar. Bu açıdan bakıldığında diasporik bir topluluk olduğunu belirttiğimiz Çerkeslerin kollektif kimliği, hem bir yerden/coğrafyadan konuşmaktadır, hem de bir yer/coğrafya için konuşmaktadır. Bir metaforla söylenirse, Çerkesler ayaklarıyla bir coğrafyada durmakta, yürekleriyle bir başka coğrafyaya uzanmaktadırlar. Böylelikle, üzerinde durdukları –yaşadıkları coğrafya ile, gönülleriyle uzandıkları yani bir gün dönmek ya da en azından bir kez görmek umudu taşıdıkları coğrafya- yani anavatanları, Çerkeslerin kollektif kimliğinin iki coğrafik dayanağını oluşturmaktadır. Dolayısıyla Çerkes kültürel kimliği diye bir şeyi anlayabilmemiz için, Çerkeslerin, üzerinde yaşadıkları coğrafyalar ile, hep hayallerini süslemiş olan anayurtlarıyla olan ilişkilerinin karşılıklı dinamiklerinin iyi anlaşılması gerekmektedir.

SORU 3: Çerkeslerin üzerinde yaşadıkları coğrafyalarla ilişkileri nasıl olmuştur? Yüz yıldan fazla bir süredir farklı coğrafyalarda, dolayısıyla farklı tarihselliklerde yaşayan Çerkesler için ortak bir kültürel kimlikten söz edebilmeye imkan var mıdır?

Öncelikle, yurtlarından edilmiş olmanın Çerkesleri adeta kollektif bilinç altlarına işlemiş bir korkuyla, üzerlerinde yaşadıkları topraklara –en az kendilerini o toprakların asıl sahibi sayanlar kadar- sahip çıkmak durumunda bıraktığı söylenebilir. Buna tarihten birçok kanıt gösterilebilir, ama en tipik olanı gerek Ürdün'deki gerekse Türkiye'deki Çerkeslerin bu iki ülkenin kuruluşunda sayılarıyla hiç de orantılı olmayan bir katılımla oynamış oldukları aktif roldür. Ancak en azından Türkiyeli Çerkesler söz konusu olduğunda, Çerkeslerin diasporik toplumlara özgü olduğunu düşündüğüm bir kabullenilme duygusu ve yeniden yerinden edilmek korkusuyla davranarak gösterdikleri bu sahiplenmenin, onların yine de Türkiye'nin ulusal inşa sürecinin belirli bir evresinden sonra ötekileştirilerek dışlanmalarını önlemedği de belirtilmelidir.

İşte farklılıkların kimliklenmesinin temeli olan bu ötekileştirilme süreçlerinin dinamikleri ve bu dinamiklerin Çerkeslerin üzerinde yaşadıkları ülkeden ülkeye gösterdikleri değişiklikler, Çerkeslerin farklı coğrafyalarda farklı vurgular taşıyan kimlikler geliştirmelerine neden olmuştur. Bu nedenle, diasporada yaşayan bütün Çerkeslerin kendilerini birbirinin tıpatıp aynısı olan tariflerle tanımladıklarını söyleyebilmek mümkün değildir (kaldı ki, aynı coğrafyada yaşayanlar bile Çerkeslik kimliğine aynı tarifler üzerinden tutunmamaktadır). Başka türlü söylenirse, diaspora Çerkesleri, üzerine yerleştikleri coğrafyalarda yaşanan farklı farklı modernleşme ve uluslaşma süreçlerinin etkileriyle, birbirlerinden farklı vurgular taşıyan kimlikler geliştirmek durumunda kalmışlardır. Nitekim, bu vurgu farklılıkları diaspora Çerkeslerinin birbirleriyle karşılaşmalarında, ilk karşılaşma anının coşku ve heyecanı biraz geçtikten sonra kendisini göstermekte, hatta bazen "kimin daha çok Çerkes olduğu" bile gizliden gizliye tartışmaya açılmaktadır.

Ancak, burada hemen önemli bir noktanın daha altının çizilmesi gereklidir. Diasporalı olmak nasıl bir yandan Çerkeslerin farklı coğrafyalarda farklı vurgular taşıyan kimlikler geliştirmesine neden olmuşsa, diğer yandan da yüzyılı aşkın bir süredir anayurtlarından ve birbirlerinden ayrı düşmüş ve zaman zaman birbirleriyle hiçbir ilişki kuramamış olmalarına rağmen ortak aidiyetlerini koruyabilmelerine de neden olmuştur. İlk bakışta paradoksal gibi görünen bu durum, diaspora Çerkeslerinin kimlik tariflerinin ikinci coğrafi temeli olan anayurtlarıyla kurmuş oldukları ilişkinin dinamiklerine yakından bakıldığında ancak anlaşılabilir hale gelebilir.

SORU 4: Anayurdun Çerkeslerin kültürel kimliklerinin tarif edilmesinde yeri nedir?

Çerkesler bütün diaspora halklarında belirli ölçülerde rastlanabileceği gibi, zorla koparıldıkları anayurt topraklarını mitleştirmişlerdir. Nitekim, diasporadaki Çerkeslerin edebiyattan resme kadar bütün kültürel üretimlerine bakıldığında bu mitleştirmenin izlerini görmek mümkündür. Bunun iki nedeni vardır. İlk olarak, Çerkesler yerleştikleri topraklarda ötekileştirildikleri ölçüde kimliklerini tarif edebilecek hiçbir pozitif referans üretemeyecek duruma düşmüş ve farklılıklarını tarif etmelerini sağlayacak özdeşleşmeyi kendileri için adeta yön bulmaya yarayan kutup yıldızı işlevi gören anayurtlarıyla gerçekleştirmişlerdir. Anayurdun Çerkes kimliğinin tarifinde referans alınan bir merkez olmayı sürdürmesinin ikinci nedeni ise, çok zengin bir sözlü kültüre sahip olan Çerkeslerin anadillerinin, -Rusçanın baskısına rağmen- sadece anayurtta yazılı dile dönüştürülebilmiş olmasıdır. Anayurt ancak böylelikle, Çerkeslerin kollektif hafızalarının belgeleyicisi ve aktarıcısı, dolayısıyla da Çerkes kimliğinin yeniden-üretiminin doğal merkezi olma özelliğini hep sürdürebilmiştir. Dolayısıyla, anayurt, Çerkesler için, ona erişimin en zor olduğu zamanlarda bile kollektif kimliklerini besleyen yegane kültürel merkez olmaya devam etmiş, diaspora coğrafyası ise hiçbir zaman Çerkes kimliği için anayurda eşdeğer özgünlükte kültürel yeniden-üretim merkezi oluşturamayarak, onun karşısında hep çevre olarak kalmıştır. İşte bu nedenle biz bugün farklı coğrafyalarda farklı vurgular kazanmakla birlikte, diasporadaki bütün Kuzey Kafkasyalı toplulukları ifade eden bir üst aidiyeti anlatan Çerkes kültürel kimliğinden söz edebiliyoruz. Nitekim, bu aidiyet dolayısıyla Çerkesler bugün, dünyanın neresinden olurlarsa olsunlar birbirleriyle karşılaştıklarında, ortak dillerini konuşamadıkları durumlarda bile, başka paylaşımlar üzerinden birbirlerini tanıyabilmekte, birbirlerine yakınlık/sıcaklık duyabilmekte, en önemlisi daha önce de belirttiğim gibi Abhazya, Güney Osetya meselelerinde olduğu gibi somut dayanışma örnekleri gösterebilmektedirler.

Sonuç olarak özetle söylersek, diasporalı olmak, Kuzey Kafkasyalı toplulukların bir yandan üzerinde yaşanan ülkelerin dinamiklerine bağlı olarak kollektif kimliklerini Ürdün'de, Türkiye'de ya da Suriye'de farklı farklı vurgularla kurmalarına, diğer yandan anavatanlarının kendileri için bir kutup yıldızı işlevi görmesinden ötürü, nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar ortak kültürel aidiyetlerini korumalarına yol açmıştır. Buradan hareketle Çerkeslerin varoluş sorunu açısından önemli bir sonuca varılabilir ve anayurtla diasporadakilerle yakın ilişkiyle dayanışma içinde olunmazsa asimilasyonun kaçınılmaz olacağı söylenebilir. Bu durumda ise, diasporadakileri ve anayurtlardakileri birlikte kucaklayan bir ad olarak Çerkeslik kimliğine sahip çıkmak önemli bir varoluş projesi haline gelmektedir.

SORU 5: Çerkes kimliğinin diasporadakileri ve anayurtlardakileri kucaklayan bir kimlik projesinin adı olması ne demektir?

Çerkes adı belirli bir etnikliğe işaret ediyor olmasına rağmen, 134 yıldır diasporada yani birbirlerinden farklı tarihsel ve siyasal coğrafyalarda yaşıyor olmalarına rağmen, yerleştikleri ülkelerdeki yerli topluluklar karşısında farklılıklarını, ortak bir geçmiş ve anavatanla, sürgüne ilişkin belleklerini, bir ölçüde de dillerini korumayı sürdürebilmiş Kuzey Kafkasya kökenli toplulukların paylaştıkları bir aidiyeti, kültürel kimliği anlatmaktadır. Başka ifadeyle, diasporada yaşayanlar söz konusu olduğunda Çerkeslik, anayurt Kuzey Kafkasya'daki, sadece Adığeleri ifade edecek biçimde daraltılmış kullanımından farklı bir anlam genişliğine kavuşmaktadır ve kanımca böyle bir kul-lanım da gereklidir. Çünkü, diasporadaki Kuzey Kafkasya'lı toplulukların var oluşlarına, her kültür kadar yaşatılmaya değer farklıklarından kaynaklanan zen-ginliklerini korumalarının yolu, içinde yaşadıkları coğrafyalardaki ötekilik konum-larını imlemek üzere çağrıldıkları bu ada sahip çıkarak, ona yüklenen anlam kodlarını yeniden –kendilerinin- yazmalarından geçmektedir. Özetle söylenirse, diasporadaki, ama en çok da Türkiye'deki Kuzey Kafkasya kökenli toplulukların kendilerini Çerkes olarak tarif etmeleri, Çerkeslerin asimile olmalarını önleyecek bir kimlik stratejisi olarak önemlidir.

SORU 6: Diasporadaki diğer Çerkesler ile karşılaştırıldığında Türkiye'deki Çerkesler'in durumu ne gibi özellikler göstermektedir?

Türkiye'li Çerkesler, diasporadaki Kuzey Kafkasya'lı topluluklar arasında demografik olarak en kalabalık; kentli ya da kırsal kesimden olma, sınıfsal köken, eğitim düzey, politik tercih gibi ölçütlere göre en fazla farklıla-şarak aidiyetleri açısından çapraz bölünmüş, nihayet ait oldukları kabileler itibarıyla da en fazla çeşitlilik gösteren topluluğu oluşturmaktadır. Bu tabloyu tamamlayacak şekilde, kültürel yok oluş sorununu en ciddi tehdit olarak yaşayanların da Türkiye'li Çerkesler oldukları söylenebilir. Bunun açıklaması ise, iyi ya da kötüydü tartışmasına girmeden yapılacak bir tespitle, Türkiye'nin modernleşme ve ulus-devlet olma sürecinin taşıdığı özelliklerde bulunabilir. Çok özetle söylenirse, Türkiye'nin modernleşme ve uluslaşma sürecinin dinamikleri içerisinde diğer kültürel ve etnik kimlikler gibi Çerkeslik kimliği de, kamusal alandan çekilmek zorunda kalarak, ancak özel alanda ifadelendirilebilir hale gelmiştir. Ancak aynı modernleşme süreci Türkiye'li Çerkesler'in farklılık kimliklerini özel alandan çıkararak, kamusal alanda ifadelendirmelerine yol açacak dinamikleri de yaratmıştır. Bu nedenle bugün Türkiye'de para-doksal biçimde iki süreç iç içe sürmektedir. Bir yandan Çerkes nüfusun bir kesimi için hızlı ve neredeyse gönüllü hale gelmiş bir asimilasyon süreci, diğer yandan bir başka kesimi için hızlı bir yeniden-kimliklenme, deyim yerindeyse yeniden-Çerkesleşme süreci. Bu ikincisinin ortaya çıkmasında Türkiye'nin içsel dinamikleri kadar, glob-alleşmeyle ortaya çıkan yeni koşullar, bağlı olarak diğer diaspora Çerkesleri ve anayurtla girilen yakın ilişkiler, hepsinden de öte 1970'lerden başlayarak Türkiye'de Çerkesler'in var oluş sorununu sürekli gündemde tutarak çözümler üzerine düşünen Çerkes aydınlarının yarattığı yeni ivme neden olmuştur.

SORU 7: "Yeniden-Çerkesleşme" neyi anlatmaktadır?

Türkiye'deki Çerkesler ile Ürdün'deki Çerkesler arasında bir karşı-laştırma yapılarak söylenirse, Ürdün'de ya da İsrail'de Çerkes olarak doğulmaktadır. Türkiye'de ise Çerkes olarak doğulmamakta, Çerkes olmak ya büsbütün unutulmakta ya da bir daha unutulmamak üzere öğrenilmekte, iradi olarak tercih edilmektedir. Bununla şu anlatılmak istenmektedir. Çerkeslik adını andığım diğer ülkelerde, var-lığı resmen tanınmış, kimsenin sorunsal-laştırmadan kendisini içinde bulduğu bir kamusal kimliktir, böylelikle özel yaşamdan kamusal yaşama hiç kesintiye uğramadan yaşanmakta, Çerkeslik gündelik yaşamın pratikleri içerisinde herhangi bir kesintiye uğramamaktadır. Bildiğim kadarıyla örnekleyerek anlatayım, Üdün'de ya da İsrail'de Çerkes çocuklar çoğunlukla Çerkesçe konuşulan evlerinden sabahları servislerle alınarak yine Çerkesçe ders de görebildikleri Çerkes okullarına gitmekte, okul sonrasında ya da hafta sonları boş zamanlarını Çerkes derneklerinin gençlik klüplerindeki arkadaşlarıyla geçirerek Çerkes danslarını öğrenmektedir. Dolayısıyla, bu gençler için Çerkeslik kimliği, Türkiye'deki Çerkes gençleri gibi sadece belirli –evlenmeler, cenazeler ya da büyük kentlerdeki nadir akraba toplantıları gibi- ritüeller sırasında ya da –o da gitmeyi tercih ediyorlarsa- hafta sonlarında dernek çatısı altında hatırlanan bir şey değil sürekliliği olan bir yaşam biçimini anlatmaktadır. Yani, Ürdün ya da İsrail'de Çerkeslik çoğu zaman adının bile konmasına gerek olmadan, dolayısıyla sorunsallaştırılmadan yaşanan gündelik bir pratiktir. Türkiye'de ise Çerkeslik ancak iradi bir tercihle yaşanabilir, üstelik böyle bir iradenin varlığında bile, oldukça karmaşıklaşmış bir toplumsal/kamusal yaşam içerisinde kesintisiz olarak yaşanması mümkün değildir. İşte bu nedenle Türkiye'de Çerkeslik kimliği, Çerkes olunduğunu kamusal alanda da ifadelendirmeyi de içeren iradi bir tercihle ilgili hale gelmiştir. Ve bu iradi tercihle yaşanan kimliklenmenin adı "Yeniden-Çerkesleşme"dir. Bunu öncüsü de kentli Çerkes aydınları ol-muştur.

Özetle söylenirse, yeniden-Çerkesleşme, bir zenginlik olan farklılık-larının yeniden-üretiminin mümkün olmadığı koşullarda Türkiye'li Çerkesler'in Türkiye'nin demokratikleşmesinden ayrı düşünülemeyecek olan kültürel/politik aidi-yet tercihini anlatmaktadır. Ve bu aidiyet hiçbir ırkçılık, ayrılıkçılık taşımayan, ancak kendisini yeniden-üretebileceği koşullara sahip olabilmek için eşitlik ve özgürlük talep eden bir kimlik aidiyetidir. Yüreğinin bir yarısı varlığına saygı göstermesi koşuluyla bu coğrafyadakilerle, diğer yarısı anayurtlarıyla diasporadaki diğer Çerkeslerle birlikte atan bir kimliktir.


Kaynak: Nart Dergisi, Sayı 12, Mart-Nisan 1999.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele