Bir Dönüm Noktası Olarak İkinci Rus-Çeçen Savaşı

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Olaylar anlamsız ise göründükleri gibi olamazlar. Şimdiki Rus-Çeçen savaşının, yakından incelendiğinde açıkça garip görünmekle kalmayan, insanı son derece kaygılandıran altı özelliği vardır. Bu özelliklerin yorumunu zorlaştıran, bu savaşın, eski örüntülerin, beklentilerin ve anlayışların bir sona yaklaştığı fakat yenilerin henüz oluşmadığı küçük bir bölgede veya izole edilmiş bir olayda odaklanmış bir kavşak olması, tarihte bir çeşit dönüm noktası olmasıdır. Bu savaşın ilgili altı yanı, her birinin tamamen zıt yorumlara açık olmasından dolayı bu tanıma uymaktadır. Bu yazıda, her özellik için bana en makül geldiğine inandığım önermeyi (bu olayların medyadaki yaygın yorumlarına karşın) sunacağım.

İlk olarak, Ağustos ayında Dağıstan'ın yüksek batı kesimlerine, Botlikh vadisinde gerçekleşen ilk çatışmalar ve daha sonra, yine Dağıstan'da, Hasavyurt'a saldırı, Şamil Basayev ve fundamentalist Arap savaşbeyi (warlord) Khattab'ın Dağıstan'da bir ayaklanma başlatma girişimi olarak yorumlanmıştır. Bu çatışmalar olsa da olmasa da Dağıstan'da bir gerilim olabilirdi. Dağıstan'da nomenklatura'dan (bürokratik yönetim) hoşnutsuz bir nüfus olabilir. Dağıstan bir siyasi ve toplumsal merkez olarak Moskova'dan uzaklaşıyor olabilir. Dağıstan'daki Rus nüfusu çok azdır, bu nedenle Rusya'dan ayrılmak bu bölgede önemli bir demografik sorun yaratmaz. Dağıstan gelişmiş İslami öğreti ve güçlü dini mirasına geri dönebilir, fakat Kafkasya'nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Dağıstan'da da yerel geleneklerin bir dokunulmazlığı vardır. Dağıstanlıların ancak küçük bir kesimi fundamentalist kültürü getirmek ve böylece kendi geleneklerinden radikal bir şekilde taviz vermek için hayatını tehlikeye atacaktır. Hem Basayev, hem de, dış bağına karşın, Hattab, saldırılarını başlattıklarında Dağıstan'ın bu temel özelliğini net bir şekilde kavramışlardı.

Bu durumda bir gözlemci iki zıt yorum yapabilir. Birinci yoruma göre, Basayev ve Hattab, iyi değerlendirme yapabildiklerine ilişkin ünlerine karşın, saldırıları ile Dağıstan'da bir fundamentalist ayaklanma başlatmayı bekliyorlardı. Bu yorum, her iki savaşbeyinin ideolojik körlük nedeniyle çok ciddi bir hata yaptıkları anlamına gelir. Böyle bir eylem, Basayev'in kurnazlığı ile bilinen ünü ile uyuşmamaktadır. İkinci yoruma göre, bu saldırılar, bir Rus provokasyonu gibi Dağıstan'da acil eyleme geçilmesini gerektiren bir durum sonucu gerçekleşmiş olabilir. Gerçekten de her iki eylem (Botlikh vadisi ve Hasavyurt'taki eylemler) Rus provokasyonlarına tepki gibi görünmektedir.

Ruslar, Botlikh'de Basayav'in müttefiği Dağıstanlı savaşbeyi Bahaddin'in köyünü kuşatmışlardı. Bahaddin'in çağrısı üzerine Basayev ve Hattab yardıma gittiler. Rusya'nın bu saldırısından kurtulduklarında, Ruslar Wahhabi köyü Karamakhi'ye saldırdılar, köyü yıktılar ve pek çok sivili öldürdüler. Wahhabizm Moskova tarafından bir tehdit olarak görünmekle birlikte, bu köyün militan eylemler içinde önemli bir rol oynamadığı biliniyordu. Karamakhi'nin kuzeyinde, Hasavyurt'a Çeçenlerin saldırısı Rus kuvvetlerini arkadan vurmak ve savaşı başka bir alana çekmek içindi. Bu saldırı o kadar başarılı oldu ki, Rus yetkililer bir ara Basayev'in, Dağıstan'ı Terek nehrinden ikiye bölerek güneydeki üçte ikilik kesimi ele geçirmek, en azından dağlık bölgeleri elde tutmak istediğini zannettiler. Bu korku neden Rusların Çeçenlere geri çekilmeleri için bir koridor açtıklarını açıklar: Çeçenlerin kuşatılması güney Dağıstan için bir meydan savaşına girme riskini arttırabilirdi.

İkinci olarak, bu saldırıların rahatsız edici başka etkileri vardır. Basayev ve belki Hattab bu saldırıların Rusya'ya Çeçenya'nın işgali için bir bahane sunabileceğinin tamamen farkındaydı. Son savaşta Basayev'in güçlü stratejik ve taktik yetenekler kazanmış olduğu varsayılabilir. Basayev mevcut savaşın gelişini görmüş olmalıdır, fakat buna karşın Rusya'nın planı doğrultusunda bir rol oynamıştır. Batılı ölçütlerde bir iyimser sayılamasa da, Basayev intihar edecek bir insan değildir. Bu nedenle, ikinci bir savaş tehdidini karşılayabilecek durumda olduğunu hissetmiş olmalıdır. Bunun için, kritik bir noktada Rus saldırılarını durduracak ve hatta sınırlı anlamda Rusya'yı yenecek kadar kendisini güçlü görmüş olmalıdır. Bu yorum, Basayev'in güçlü dış desteğe sahip ve çok sayıda askeri techizata sahip olduğu anlamına gelir. Çeçen savaşbeylerinin iyi silahlanmış olduğu (belki 1990'ların başlarında Dudayev'in güçlerinden daha da iyi) varsayılmalıdır.

Üçüncü olarak, bu olayların en rahatsız edici yanı farazi terörist bombalamalara ilişkindir. Çeçenlerin Hasavyurt yakınlarındaki saldırısı, Karamakhi halkını kurtarmak için çok geç başladı. Dağıstan'daki bir askeri binayı yıkan ilk bombada, bir Çeçen veya Dağıstanlı savaşbeyinin sivil kayıpların intikamın almaya yönelik her türlü izini taşıyordu. Moskova'daki Manezh alış-veriş merkezindeki bomba da bir terörist eyleme benziyordu: Moskova'daki yetkilileri küçük düşürmek için tasarlanmış küçük ve prestijli bir hedef. Fakat bu eylemde net bir Kafkasyalı bağlantısı yoktu ve yerel MacDonaldlara karşı bir eylem gibi görünüyordu. Bundan sonra Moskova'da gerçekleşen iki bombalama terörist eylemler olarak görünmüyor. Bombalar çok büyüktü (her biri iki tondan fazla), ve hedefler (işçi apartmanları) teröristlerin tercih ettiği prestij hedefler değildi. Volgadonsk'daki bombalama ve Ryazan'daki yarım kalan bombalama teşebbüsü ise terörist eylemlerin hiç bir izini taşımıyordu. Ryazan'da yerel FSB (Federal İstihbarat Teşkilatı) tarafından bulunan patlayıcı 3.2 tondu. Moskova daha sonra bu malzemenin, yerel yetkilileri test etmeye yönelik eğitim tatbikatının bir parçası olarak kullanıldığını iddia etti.

Bu durumda da iki rahatsız edici yorumla karşı karşıyayız. İlk yoruma göre, Çeçen savaşbeyleri Moskova'nın içine sızacak, tonlarca patlayıcıyı yerleştirecek ve (bu lojistik yeteneklerini daha etkin bir şekilde ticari, resmi veya askeri tesislere karşı kullanacakları yerde) ellerindeki malzemeyi sıradan masum Rusları öldürmeye harcayacak kadar güçlenmişlerdir. Alternatif yoruma göre, bu bombalama faaliyetleri, dar bir politikacı ve güvenlik mensubu grubu tarafından halk arasında panik yaratmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Batıda pek çok yetkili bu ikinci şüpheye ağırlık vermektedir. Hatta şimdi Krasnoyarsk valisi olan Aleksandr Lebed bile kamuoyu önünde bu yorumu dile getirmiştir. Bombalama olaylarından sonra Rus nüfusu arasındaki kapsamı ve yoğunluğu ile endişe verici Kafkasyalı-karşıtı tepki, bir savaş mentalitesinin geliştirilmesi yönünde bu bombaların etkin olduğunu açıkca ortaya koymaktadır.

Dördüncü olarak, Rusya'nın Eylül ayında başlattığı Çeçenya saldırısı iki çok önemli kaygıya yol açmaktadır. Öncelikle bu savaşı kimin kontrol ettiği sorulmalıdır. Bu eylem sadece yeni başbakanın, Vladimir Putin'in seçim şansını arttırmak için başlatılsaydı, Terek'e kadar bir stratejik hareket yeterliydi. Böyle bir hareket rahatlıkla gerçekleştirilir, Putin'e elle tutulur bir zafer sağlar ve Çeçen savaşbeylerini kontrol altında tutacak bir güvenlik bölgesi oluşturulmasını sağlardı. Terek'e kadar oldukca zayıf bir Çeçen direnişi ile karşılaşan Rusya birlikleri, daha sonra nehri geçerek ve Çeçenya'nın güneyine inerek son derece uzun ve zor bir harekatı başlatmaya karar verdi. Nehrin geçilmesi Rus birliklerini, kış yaklaşırken arkalarında bir nehir ve uzun ikmal hatları ile Kafkasya dağlarının eteklerine ulaşabilecekleri bir harekatın başlatılmasına itti. Bu harekat çok riskli ve pahalıdır. Bir başka yoruma göre, Rusya ordusu bu Çeçen savaşını kaybedilen prestijini kazanmak için kullanmaktadır, ki Rusya ordusu, Rusların çoğu gibi, Rusya'nın prestijini Rus ordusunun prestiji ile aynı görmektedir.

Rusya ordusunun kendi yetenekleri konusunda, 1996'da olduğundan daha fazla güven duyduğu söylenebilir. Son üç yıl içinde askeri çevrelerde insangücü ve malzeme açısından pek az şey değiştiğine göre Rus ordusunun bu iyimserliği, yüksek morale, özellikle sivillerin moraline dayanmalıdır. Bu nedenle, Rus ordusu Çeçenya'daki eski yüz kızartıcı yenilgisinden kendi eğitim düzeyini, teçhizat veya taktiklerini değil, yerel desteğin eksikliğini sorumlu tutmaktadır. Şimdiye kadar Rus kamuoyu ve birliklerinin morali yüksek olmuştur çünkü Çeçenler Dudayev dönemindeki gibi güçlü bir direniş göstermemiştir.

Beşinci olarak, neden Çeçenler Rusya saldırısına direnmek için kapsamlı bir çaba içinde olmadılar? Bu soruda muhtemel bir cevap ve rahatsız edici bir gizem var.

Pek çok kişinin bu savaşı birincinin bir tekrarı olarak görmesine karşın, şimdiki savaş önemli bir açıdan farklıdır. Çeçen birlikler üç yıllık bir anarşi döneminin tortusudur. 1996'dan günümüze kadar olan dönemde İslami fundamentalizm Çeçenya'da belirli ölçüde gelişmiş, nüfus laik ve İslami eğilimler arasında kutuplaşmıştır. Dudayev'in çok etkin bir şekilde kullandığı milliyetçi gündem aşınmış, hem Başkan Meşhadov, hem de savaşbeyleri nüfusun çoğunluğunu hayal kırıklığına uğratmıştır. Bazı savaşbeyleri ve küçük çetelerin çoğu fidye ve diğer yasadışı kaynaklar ile silahlanmışlar, fakat bu arada siyasi temellerini daraltmışlardır. Siviller arasındaki büyük kayıplara ve acılara karşın Çeçen nüfusunu kitlesel ölçekte harekete geçirememişlerdir. Bu durum, Rusların kasaba ve köyleri en az çatışma ve pek çok yerel Çeçen yetkilinin işbirliği ile pasifize etmesinde kısmen başarılı olmasını sağlamıştır. Büyük bir olasılıkla Basayev, Meşhadov ve arkadaşları Çeçen halkının ruh halini yanlış değerlendirmiştir. 19 Kasım'da İstanbul'da düzenlenen ve başkan Yeltsin ve başbakan Putin'in katıldığı AGİT zirvesi düzenlenirken bile, Çeçenler Rus birliklerine karşı bir saldırı başlatmak ve böylece Rusya'yı AGİT önünde küçük düşürerek siyasi başarı elde etmek yönünde bir çabaya kalkışmamışlardır. Yoğun olarak silahlanmış, hatta kitlesel imha silahlarına sahip bile olsalar Çeçen savaşçılar siyasi açıdan zayıf durumdadır.

Her şeye karşın Çeçenler, yukarıda tartışıldığı gibi, savaşa isteyerek girdi. Ayrıca karşı saldırıda bulunacaklarını söylediler, hatta Basayev (Kasım ayı sonlarında) Putin'e karşı kan davası güdebileceğini dahi söyledi. Çeçenlerin tehditleri ciddiye alınmalıdır. Geçen hafta (Aralık ayının ilk haftaları) Rusya birlikleri Grozni çevresinde nihayet yavaşladı çünkü Çeçen direnişi önemli ölçüde şiddetlendi. Grozni Çeçenlerin beklediği bir savaş alanına benziyor: kent savaşı. Böyle bir savaş her iki tarafın da büyük kayıplar vermesine yol açacaktır, fakat büyük Rus kayıpları Rusların moralinin zayıflamaya başlamasına neden olacaktır. Grozni için cadde cadde savaş uzayacak ve gökyüzünün bulutlarla kapalı olduğu, çamurun donduğu bir zamanda Rusya'nın hızını kesecektir. Çeçenlerin sadece Grozni'de nihai bir savaş için değil, aynı zamanda Rusların ikmal hatlarını ve lojistik üslerinı vurmak için bu koşulları beklemesi muhtemeldir. Çeçenlerin niyetleri ve taktikleri şimdilik bir sırdır.

Altıncı olarak, bu savaşta her iki taraf için zaferin anlamı nedir? Her iki taraf için bu sefer, ilk savaşta olduğuna göre, riskler (kazanç ve kayıplar) çok daha yüksektir. Çeçenler Rus birliklerine bir şekilde ciddi bir darbe vurursa, Rus ordusu kitlesel imha silahları kullanmak isteyecektir. Bu durumda Çeçenler Rusya'nın iç kesimlerindeki Rus üslerine veya tesislerine karşı terörist eylemler başlatabilir. Su depolarını zehirlemek veya Moskova'nın merkezinde yüksek radyasyon ile tahribat yapmak için biraz plütonyum yeterlidir. Kitlesel bombalama olmasa bile bu tip eylemler Çeçenler tarafından gerçekleştirilebilir. Böyle bir korkunç senaryoda, skandal (belki farazi terörist bombalama olayları) ve suçlamalar mevcut rejimi yutabilir. Bir bütün olarak Rusya için nihai sonuçları kestirmek mümkün değildir.

Eğer, öre yandan, Çeçen savaşbeyleri Rusya'ya ciddi bir darbe vuramazsa, direnişi gerilla savaşına çevirmek veya anayurtlarını terk etmek zorunda kalabilir. Fakat böyle bir durumda Rusya, düşman, kinik ve yoksul mültecilerin yaşadığı tahrip edilmiş bir ülkenin yönetim sorunuyla karşı karşıya kalacaktır. Böyle bir ortamda, bir kara savaşı olmasa bile, duyarlı, anlayışlı ve mali açıdan iyi desteklenmiş bir yönetime gereksinim vardır. Böyle bir yönetimin kurulması ise pek mümkün değildir. Ayrıca tüm Rusya'yı sarmış olan ölümcül Kafkasyalı-karşıtı duyguların ya azaltılmaya başlatılması ya da Kafkasya'dan uzak tutulması gereklidir. Her iki alternatif de kolay görünmemektedir.

Bu kasvetli olaylardan sonra, Kafkasya'nın geri kalan bölgelerini etkileyen geleceğe yönelik bazı eğilimler ortaya konabilir. Ruslar [Çeçenya'da] bir darbe alırsa, Dağıstan'da genel bir ayaklanma ciddi bir olasılık haline gelir. Çeçenler ezilirse, Rusya kalanları pasifize etmekle uğraşacak, bu iş için Kuzey Kafkasya'nın diğer kesimlerinden kaynak aktarılması mevcut sorunları daha da ağırlaştıracaktır. Örneğin, Prigorodni çatışmasından sonra oluşan yoksulluk ve kalabalık mülteci sorunu, yeni mülteci akımı ile İnguşetya'yı daha da kötü bir duruma itmiştir.

Güney Kafkasya her zaman, kontrol edilemeyen Kuzey'i elde tutmanın anahtarı olmuştur. Rusya geleneksel olarak Güney'i kontrol ederek Kuzey'i kuşatmış ve izole etmiştir. Rusya'nın Kuzey'deki kontrolü, zafer veya yenilgi sonucu, zayıflarsa, Rusya Güney'de de sorunların oluşmasını kışkırtacaktır. Çeçenlere silah yardımının Gürcüstan üzerinden sağlandığı şüphesinden dolayı bu ülke muhtemelen ilk hedef olacaktır. Burada Abhazlar, Osetler ve hatta belki Ermeniler Gürcüstan'a ve yeni boru hattına karşı kullanılabilir. Benzer şekilde Ermeniler ve hatta belki güney Lezgileri Azerbaycan'a karşı kullanılabilir. (Lezgileri kışkırtmak Dağıstan'da istakrarı bozma riski de taşımaktadır.) Açıkcası Rusya, oldukça zayıfladığı bir durumda bile, Gürcüstan, Azerbaycan ve Hazar Denizi'ndeki petrol kaynaklarını işletmek isteyen herhangi biri için ciddi sorunlar yaratabilecek güce sahiptir.

Tersi durumda, Rusya bir şekilde Çeçenya'yı pasifize edebilir ve Kuzey Kafkasya'da istikrarı sağlayabilirse, Güney'de istikrarsızlığı arttırma ihtiyacı ortadan kalkacaktır. Tabii ki bu durum, Rusya'da siyaseti kontrol eden kesimler rasyonel politikacılarsa ve uzun süren bir savaştan kazanç sağlamıyorlarsa geçerli olacaktır. Fakat şimdi Rus ordusu tamamen kontrolü elinde tutuyorsa, Rus politikacıların tamamen sivil bir gündeme geri dönmesi çok zor olacaktır. Rus ordusu muhtemelen, Gürcüstan'a karşı ilerleyerek ve Azerbaycan'da istikrarı bozarak Kafkasya'daki rolünü sürdürmek isteyecektir. Batı'da pek çok insan, Rusya fiilen iflas etmiş olduğu, ordunun ekonomik temelini oluşturacak harcayabilecek artığı (serveti) olmadığı için Rusya'nın böyle bir askeri politika izleme imkanının olmadığını düşünmektedir. Fakat bu yaklaşım bir kapitalist piyasa ekonomisinin olduğunu varsayar, fakat Rusya'nın kapitalizme geçişi feci bir şekilde eksiktir. Rusya hala bir komuta ekonomisine sapma imkanına sahiptir, en azından ordu göz önüne alındığında, popüler destek bulan yeniden güçlenmiş şanlı ordunun tekrar kurulması amacıyla halkın kısa süreli bir özveride bulunması beklenebilir. Böyle bir senaryoda, Rusya ne kadar şovenist ve saldırgan olursa olsun, kısmi bir şekilde de olsa komuta ekonomisine dayalı yeni bir emperyalizmin gelişmemesi ve piyasa güçlerine bağlı kalması için Batı Rusya ile ilişkilerini sürdürmelidir.

Yeni imzalanan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı anlaşması, Rusya'yı Hazar'dan çıkarmaya ve tekrar güç kazandığında eskiden kendisine bağlı bölgeleri tekrar almasını engellemeye yönelik büyük stratejinin sonucu olarak sunulmuştur (New York Times, 19 Kasım 1999). Böyle bir yorum, Moskova'daki sivil yöneticileri bile ordu ile birlikte olmaya ve Güney Kafkasya'daki Amerikan etkisini silmek değilse bile azaltma yönünde kışkırtacaktır. Bu boru hattı anlaşması, Rusya'yı küçük düşüren olayların sonuncusu olabilir: önce ideolojik çöküş, sonra ilk Çeçen savaşında yenilgi ve süper güç konumunun yitirilişi, sonra NATO'nun genişlemesi, sonra mali kriz, sonra dal budak sarmış yozlaşma, sonra Sırbistan'da askeri ve diplomatik marjinalleşme. Rusya'nın her yanında şimdi yaygın olan şovenizm Moskova ve Volgadonsk'daki bombalar ile filizlendi fakat şovenizm son sekiz yıldır ekilmiş ve beslenmişti. Bu küçük düşme bağlamında, şimdiki Çeçen savaşı, sadace Rus ordusunun değil, tüm Rusların kurtuluşu için umutsuz bir gayret olarak görülmelidir.

Son altı yıldır Hazar petrol politikasını izleyen bizler için, İstanbul'da anlaşmanın imzalanması, bölgedeki uluslar için yeni ve kesin bir siyasi düzenden çok bir ilk adım olarak görünmektedir. İlk olarak, bu protokol sadece boru hattına finansman aramak için yapılan bir anlaşmadır. İkinci olarak, Hazar ham petrolünün taşınmasına ilişkin gerçekci bir değerlendirmede, gereğinden fazla boru hattından oluşan bir sistem görülecektir. Çeçenya'nın içinden veya etrafından geçen kuzey hattı sadece mümkün değil, aynı zamanda tercih edilebilir bir hattır. Aynı şey güneyden geçen İran hattı için de söylenebilir.

Bu durum üçüncü konuyu gündeme getirmektedir: Güney Kafkasya ulusları coğrafi olarak izole edilmiştir. İstikrarlarını, refahlarını ve hatta varlıklarını güvence altına almak için Batı bu ulusların batı ve güneylerindeki komşuları, Türkiye ve İran ile bağlarını güçlendirmek istemelidir. Bu amaç doğrultusunda gelecek on yılda Batı iki politika izlemelidir. İlk önce Batı, Türkiye'nin, Kürtlerin yaşadığı bölgeden geçen ve bu toplumla sorunlara yol açan Fırat ve Dicle nehirlerini kontrol etme arzusunu azaltmanın yollarını aramalıdır. Kendi başına bu hidrolojik politika son kertede Orta Doğu'daki tüm uluslar için bir tehdit unsurudur ve istikrarsızlık yaratma potansiyeli yüksektir. İkinci olarak Batı, hem reformistler hem de tutucular ile, İran'ı farklı ve ortak çıkarları kapsayan bir dialoğa çekmenin yollarını aramalıdır. Nihai amaç Hazar'dan petrol ve gaz transferini güvence altına alacak şekilde ilişkilerin normalleştirilmesi olmalıdır. Güvenlik kaygıları Batı tarafından giderilirse, Ermenistan Rusya'nın kenetlerinden kurtarılabilir. Yunan-Türk rekabetini Kafkasya'ya taşıma riskine rağmen, Avrupa Komisyonu dinamikleri ile Ermenistan'ı Yunanistan'a informel müvekkili olarak bağlamak ve Kremlin'in salonları dışında taleplerinin dinlendiği başka bir forum oluşturmak mümkün olabilir.

Güney Kafkasya sadece istikrarlı, Batı-yanlısı bir jeopolitik ortama ulaştığında, Rusya'nın istikrarı bozma çabalarına direnebilecektir. İstikrarlı ve güçlü bir Güney Kafkasya olduğu durumda, en azından bölgede çıkabilecek bir karmaşadan çıkar sağlayamayacağı için, Rusya'nın Kuzey Kafkasya'da tarafsız ve istikrara yönelik politikalar izleme olasılığı artacaktır. Hazar'da ve çevresinde ne kadar petrol olduğu henüz kesinleşmemiştir (New York Times, 20 Kasım 1999) fakat şu anda oynanmakta olan yeni büyük oyunun, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott'un söylediği gibi, sıfır-toplam oyun olmamasına yetecek kadar çok petrolun bulunduğu açıktır. Bölgedeki refah potansiyeli mevcut savaşı daha da trajik kılmaktadır. Refah potansiyeli, acı çekmekte olan Çeçen halkına, uzak da olsa, bir gün nihayet barış içinde yaşayacakları umudunu vermektedir. Bu potansiyel, doğru tercihleri yaptıkları taktirde, kızgın Ruslara bile, beraber yaşamak zorunda oldukları insanları tehdit etmeden, kararmış şanlarının bir kısmına yeniden sahip olma şansı verebilir.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele