İkinci Dünya Savaşı'ndan Anılar

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Aralık 1941'de Kırım yarımadasının Sivastopol kentinde Almanlar'a karşı savaştım. Kırım yarımadası, Sivastopol hariç Alman işgalindeydi; Moskova ve Leningrad gibi kentler bile abluka altındaydı. Kuzey Denizi'nden Karadeniz'e kadar uzanan savaş cephesi 4000 kilometreydi. Alman kuvvetleri Volga nehri üzerindeki Orta Asya'nın kapısı sayılan Stalingrad'a dayanmıştı. Kuzey Kafkasya'nın Çeçenistan'a kadar olan topraklan da işgal altındaydı. 1942 yılının Nisan-Mayıs aylarında Sovyetler Birliği garnizonu Almanlar tarafından ablukaya alındı ve 94.000 Sovyet askeri esir düştü, ben de aralarındaydım.

Esir kamplarındaki yüzbinlerce Sovyet askeri açlıktan, hastalıktan ölmekteydi; hiçbir yardım görmüyorlardı. Ölüm kamplarındaki korkunç açlık, sefalet ve hastalıktan kurtulmak imkansız gibiydi. Stalin savaştan önce "benim esirlerim yok, esir düşen vatan hainidir" demiş ve Kızılhaç, Kızılay, UNRA gibi uluslarası kuruluşlardan ayrıldığını ilan etmişti. Almanlar'a esir düşen İngiliz ve Amerikan pilotlar da vardı, ancak onlar Kızılhaç ve diğer uluslararası kuruluşlardan tüm ihtiyaçlarını temin edebiliyorlardı. Sovyet askerleri için ise ölmekten başka çare yok gibiydi.

1944 yılında Kırım'ın Yalta kentinde 3 müteffik devlet olan İngiltere, Amerika ve Sovyetler Birliği adına Churchill, Roosevelt ve Stalin'in katıldığı konferansta Stalin bir teklifte bulunmuş: "Batıda milyonlarca Sovyet vatandaşı mevcut, savaş sonunda hepsi vatanlarına dönmeli. Hiç bir devlet bunları himaye ederek barındırmamak." Churchill ve Roosevelt de bu teklifi kabul ederek imzalamışlar.

Alman kuvvetlerinin geri çekilmeye başlaması, yerine Kızıl Ordu'nun gelmesiyle korkup Almanlarla birlikte geriye, batıya doğru çekilmeye başlayan Kuzey Kafkasyalılar, Kazaklar ve diğerleri 1944 yılında Kuzey İtalya'ya kadar geldiler.

Güney İtalya'da ise Almanlar'a karşı İngiliz 8. ordusu savaşmaktaydı. Kuzey İtalya Kafkasya gibi dağlıktı, çok sayıda tüneller, köprüler, demiryolları vardı. Buralarda Almanlar'a karşı çeteciler savaşıyordu. Almanlar çetecilere engel olmaları için 25.000 Kuzey Kafkasyalı ile 30.000 Kazak'ı İtalya'nın dağ köylerine yerleştirdiler. Kuzey Kafkasyalılar'ın merkezi Paluzza şehri ve etrafındaki köy-lerdi, ancak çetecilerle çatışma olmadı. Almanların çoğu savaşı kaybettiklerini biliyorlardı, ama bazıları Hitler'in sonunda atom bombası atarak zafer elde edeceğini söylüyorlardı.

Mart 1945'de Kuzey Kafkasyalılar ve Kazaklar Kuzey İtalya'nın karlı dağlarından geçerek Avusturya'ya geldiler. Kazaklar Drau nehri kenarındaki Lienz ve etrafına; Kuzey Kafkasyalılar ise Lienz'den 10-15 kilometre uzaklıktaki Hirschen şehri ve etrafına yerleştiler.

Kuzey Kafkasyalıların liderleri General Sultan Kılıç Giray, Ulagay Küçük ve diğerleri; Kazaklar'ın liderleri ise General Şkuro, General Domanev ve diğerleri idi. Arkadan gelen İngiliz 8. ordusu da aynı yoldan Lienz'e kadar geldi, ancak aralarında çatışma olmadı.

Mayıs 1945 İkinci Dünya Savaşı'nın sonu sayılır. İngiliz 5. Ordu Komutanlığı tarafından düzenlenen ortak konferansa Kafkas ve Kazak subaylar da davet edilmiş. Bu konferansa katılan tüm Kafkas ve Kazak subaylar hile ve zor kullanılarak Sovyet askeri makamlarına teslim edilmişler. Geride kalan ve vatanlarına dönmek istemeyen onbinlerce insan panik içinde dağlara kaçmaya başladılar. Kaçamayan yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve hastalar yakalanıp Sovyet makamlarına teslim ediliyorlardı. Dağlara kaçıp kurtulanlar ise binbir zorlukla ve dağınık bir biçimde yaşamlarını devam ettirmeye çalıştılar.

Kızılordu tarafından işgal edilen Doğu Avrupa memleketlerinden tekrar Batıya göç başladı. Batının Amerikan ve İngiliz himayesindeki çeşitli kentlerinde göçmenler için yeniden kamplar kuruldu, Kızılhaç, Kızılay gibi kuruluşlardan yardım yollandı. Savaş sona erdikten sonra bu kamplara görevli Sovyet subayları gelmeye başladı, yanlarında basılı propaganda kağıtları vardı: "İkinci Dünya Savaşı'ndan zaferle çıkılması nedeniyle Baba Stalin genel af ilan etmiştir. Anneler, babalar, kardeşler, çocuklar büyük Sovyet vatanı sizleri bekliyor. Sizlerin vatanınıza geri dönebilmeniz için tüm imkanlar seferber edilmiştir." Gönüllü olarak dönmek isteyenler % 15-20 kadardı. Diğerleri Stalin'e inanılmayacağını, geri dönenlerin hepsini öldüreceğini düşünmekteydiler. Daha sonra gerçekler ortaya çıktı. Sovyetler Birliği'ne geri dönenlerin hiç biri evlerine gidememişti, hepsi temerküz kamplarına gönderilmişti. 10-12 sene bu kamplarda kalmış, Stalin'in ölümünden sonra çıkan afla sağ kalanlar evlerine dönebilmişlerdi.

Almanya'daki kamplarda ise bir dedikodu kulaktan kulağa dolaşıyordu: "Kamplardaki gençler 6 aylık bir eğitim kursundan sonra İngiltere'ye yollanıyor." Bu kursa katılanların akibeti de daha sonraları ortaya çıktı. Bu gençler Sovyet pasaportları ile Kafkasya'ya yollanmışlar, çoğu da ölmüş. Sağ kalan ve zorla Türkiye'ye kaçabilenlerden rahmetli Elbrus Gaytaoğlu ve Halil Fiği arkadaşlarımdı.

Sovyetler Birliği'ne geri dönmeyenler ise fırsat bulunca başka ülkelere göç etmeye başladılar. Belçika, Yeni Zelanda, Kanada, Avustralya'ya 3-5 senelik anlaşmalar imzalayarak çalışmaya gittiler.

Daha sonra Güney Amerika ve Amerika'ya göçmen olarak gitmek de kolaylaştı. Bu ülkelere de gitmeyen ve Avrupa'da kalan onbinlerce Müslüman kendilerini Türk olarak ilan ettiler.

Amerikalılar tarafından Almanya'nın Mittenwald kentinde bir Türk kampı kuruldu. Kamptaki başkanlar Prof. Aytek Namitok ve Kazan Tatar Prof. İdris Efendi idi. Türk Devleti tarafından gönderilen Albay Aslan bu kampı ziyarete geldi, isteyenlerin Türkiye'ye yerleşebileceğini açıkladı.

Böylece 1949 yılında Almanya'dan ve diğer bazı Avrupa ülkelerinden yaklaşık 15.000 kişi Türkiye'ye göç etti. Ben de bu göç kafilesinin içindeydim.

NOT: - Daha geniş bilgi için Musa Ramazan'ın yazdığı "Bir Kafkas Göçmeninin Anıları" adlı kitabı Kafkas Derneği Genel Merkezinden ya da İstanbul Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı'ndan temin edebilirsiniz.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele