Sürgün'ün 136. Yılı

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Değerli Basın Mensupları, Saygıdeğer Konuklar ve Sevgili Hemşehrilerimiz,

Kuzeybatı Kafkas halklarının atavatanlarından sürülüşünün 136. Yılı anma törenimize hepiniz hoş geldiniz. Demokratik kurallara, insan haklarına ve ülke bütünlüğüne bağlı, irticanın ve terörün her türüne karşı olan Genel Merkezimiz ve 34 şubemiz adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere uzun yıllar süren Kafkas-Rus Savaşlarının I. etabı, 1859 yılında Şeyh Şamil' in teslim olmak zorunda kalmasıyla biter. Bu aşamada Ruslar, Çeçenistan, Dağıstan ve Osetya ile Khabardey topraklarının önemli bölümünü işgal etmiş durumdaydılar. Asli hedefleri Karadeniz sahiline ulaşmak olduğu için olmalı ki, işgal edilen topraklarda yaşayan yerli halkları zor kullanarak Kafkasya dışına çıkartmak gibi genel bir uygulamaya girmediler. Sayılan dört Cumhuriyetin o günkü topraklarından ayrılanların çoğu kendi iradeleriyle ve muhtelif rahatsızlıklar sonucu ayrılmışlardır. O itibarla onların ayrılma hareketi için göç kavramını kullanmak daha doğrudur.

Buna karşın Karadeniz sahillerinde yaşıyor olmaları nedeniyle asıl hedef kitle olan ve Rusların 1859 yılında yapmış oldukları "Savaşmadan teslim olun!" çağrısını reddederek nüfusunun önemli bölümünü kırdırma pahasına 5 yıl daha mücadele veren Kuzeybatı Kafkas halkları, (Tüm Adığe boyları, Abazalar ve Wubıhlar) %80-85'ler düzeyinde tarihi ata topraklarında Çar'ın emriyle ve kendi iradeleri dışında sürülmüş ve zor kullanılarak Osmanlı topraklarına gönderilmişlerdir. O nedenle de Adığe boyları Abazalar ve Wubıhlar' a uygulanan işleme de kelimenin tam anlamı ile SÜRGÜN diyoruz.

1860'ların imkanlarına göre büyük bir askeri güce ve donanıma sahip bulunan Ruslara karşı, kılıçla, mızrakla, okla yıllarca direnen Çerkesler, Avrupa'dan da Osmanlı'dan da bekledikleri yardımı alamadan milyonlarca insanını kaybettikten sonra yaklaşık 1,5-2 milyon civarında bir nüfusla 21 Mayıs 1864 tarihinden itibaren Osmanlı topraklarına gelmişlerdir. 5 milyon kadarı Türkiye'de olmak üzere bu gün 40'tan fazla ülkede tahmini 6 milyon Çerkes darmadağın bir vaziyette yaşamaktadır.

Kuzey Kafkasya'da 2000 yılında 15-20 milyon arasında nüfusa sahip bir ÇERKESYA yoksa bunda vebali olan devletler ne yazık ki o gün de sustular. Bu gün de susuyorlar. Kendileri için insan hakları kutsaldır, dokunulmazdır. Ama Çerkeslere gelince bu haklar olmasa da olabiliyor.

Kuzey Batı Kafkas halkları olarak büyük dedelerimiz tarihi topraklarından sürüleli 136 yıl geçmiş olup, sürgünün yıl dönümleri Kuzeybatı Kafkasya'daki Cumhuriyetlerimizde son derece önem gösterilen törenlerdir. 21 Mayıs günleri iş yerleri açılmaz, kimse işe gitmez. En koyu kıyafetini giyerek tören yerine koşar ve 136 yıl önce kaybettikleri biz kardeşleri için gerçekten gözyaşı dökerler.

Kuzey Kafkasya'daki 4 Cumhuriyetimiz göç veya sürgün yoluyla az sayıda insan kaybettiği için Allah'a şükür bugün kendi topraklarında nüfus çoğunluğuna ve kendi yönetimlerine sahiptirler. Adığey, Abhazya ve Kıyı boyu Şapsığ Bölgesi, Karaçay-Çerkes, sürgün yoluyla %80-85'ler düzeyinde boşaltıldığı için yerli halk olan Adığe boyları, Abazalar ve bu boylara karışmış olarak az sayıda da olsa Wubıhlar %5, 17,18 ve 22 gibi oranlarla kendi tarihi topraklarında azınlık durumundadırlar. İşte bu nedenle Kuzeybatı Kafkasya'nın en hayati sorunu diasporadan nüfus transferi sorunudur. Hiç kuşkusuz başkaca sorunlar da vardır. Ekonomi, iletişim, yasal altyapı, güvenlik, seyahat, iskan ve istihdam sorunları gibi.

Ülkemizden Kafkasya'ya sırf seyahat maksadıyla gidip gelen bazı duyarsızlar, orada olması pek mümkün ve seksen yılın tortusu olan bazı olumsuzlukları dillerine dolayıp aleyhte konuşabiliyorlar. O duyarsızların unuttukları önemli bir husus vardır. O beğenmedikleri insanlar; Rus yönetiminde bin bir sıkıntıya göğüs gerek ve bu güne kadar tarihi topraklarımızı her ne pahasına olursa olsun terk etmediler. Bu gün onların sayesinde tarihi ve asli vatan sahibiyiz. Onların sayesinde başımız dik olarak tarihi haklarımızı talep edebiliyoruz. Sırf bu nedenle bile olsa onları hakir görmeye hiç birimizin hakkı yoktur.

Gerçekleri olduğu gibi konuşalım. Ben ve benim yaşımdaki hemşehrilerim çocukluk yıllarımızı köyde yaşamamız nedeniyle ve okuldan değil (Osmanlı zamanında Çerkesçe eğitim yapan okullarımız vardı.) kulaktan dolma da olsa anadilimizi biliyoruz. Hiç olmazsa meramımızı anlatabiliyoruz. Oysa, bu gün 20 yaşın altında olan köylü ve kentli çocuklarımızdan %70-80 kadarı hiç dil bilmiyor. Yani resmen asimile oluyoruz. Böyle giderse, bir zaman gelecek ki dil bilenlerimiz sayıca kelaynaklar kadar ya olacak ya da olamayacak.

Keza, Kuzeybatı Kafkasya'da yani Adığe Boylarının Abhaz-Abazaların ve Wubıhların tarihi topraklarında da benzeri tehlike ne yazık ki vardır. Her türlü imkana sahip olmakla beraber yeteri düzeyde nüfusumuz olmadığından orada da giderek Rus dili ve kültürü egemen olmaktadır. Buna karşın, nüfus ekseriyetine sahip olduğumuz Çeçenistan, Dağıstan, Inguşetya, Osetya ve kısmen Khabardey-Balkar Cumhuriyetlerimizde yerli halklarımızın dilleri, hakim dil konumundadır.

Fiili durum karşısında, diasporada tümüyle asimile olup yok olmak, Anavatanda da giderek zayıflayıp tarih sahnesinden silinmek istemiyorsak, akılcı davranıp, beyaz ırkın kaynağı ve Maykop-Kuban kültürünün yaratıcıları ve hatta Ön Asya kültürünün de temelinde var olan Çerkeslerin, kendi tarihi topraklarında ebediyen devlet olarak, ırk olarak, dil olarak, medeniyet olarak yaşatılabilmesine katkı amacı ile iyi düşünmek, sağlıklı adımla atmak ve ihtiyaç kadar insanımızın Kuzeybatı Kafkasya ya dönüşüne ön ayak olmak zorundayız.

Bilindiği üzere DÖNÜŞ HAKKI öz yurtlarından iradeleri dışında zorla uzaklaştırılan halkaların, şartların uygun hale geldiği andan itibaren tekrar tarihi topraklarına dönmelerine izin veren uluslararası bir haktır, bir kuraldır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin 28 Ağustos 1997 tarih ve 1997/31 sayılı kararı çok açıktır. "Yerlerinden edilmiş kişi ve halkların güvenlik içinde ve onurlu bir şekilde kendi ülkelerine yani daha önce yaşamakta oldukları ülkelerine geri dönüş hakları vardır. Ve bu hakların yerine getirilmesinde Birleşmiş Milletler, Mülteciler Yüksek Komiserliği ve tüm Hükümetler görüşmeler yoluyla çözüme yardımcı olmakla sorumlu kılınmış, tüm devletlerin; dönüş hakkına ve vatandaşlık hakkına saygı duymaları ve desteklemeleri yükümlülüğü verilmiştir."

Açılan bu yasal çözüm esas alınarak ortak örgütümüz ULUSLARARASI ÇERKES DERNEĞİ üç yıl önce UNPO' dan bir karar istihsal etmiş ve daha sonra da Birleşmiş Milletler vasıtasıyla RF. Başkanlığına çağrıda bulunulmuştur. Bahse konu çağrı da tarihi topraklarından zorla sürülen Çerkeslere sürgündeki ulus statüsü verilmesi ve çifte vatandaşlık = çifte pasaport hakkının sağlanması yer almakta olup halen DUMA' da beklemektedir.

Bu noktada bir hususa da açıklık kazandırmak istiyorum. Bu gün Türkiye'de yaşayan 5 milyonu aşkın Çerkes arasında 4 milyon kadarı Kuzey Batı Kafkasya kökenli olup atavatanlarına geri dönme hakkına doğrudan sahiptirler. Dernek olarak dönüşten bahsederken bu insanların tümünün geri dönmesi gerektiği gibi bir yaklaşım içerisinde değiliz. Mümkün olsa da keşke hepsi dönse. Ama gerçekçi olmak lazım. Ortalama hayat standardını sağlamadan kolay kolay insanlar oraya dönemeyecekler ve haksızda değiller. Bu nedenle öncelikle Kafkasya'da ve burada yapılması gereken zorunlu alt yapı çalışmaları vardır. Bu alt yapının oluşturulmasıyla birlikte ve gönüllülük esasına dayalı olarak Abhazya, Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kıyı boyu Şapsığ' da insan sayımızın makul bir seviyeye çıkartılması için her 15-20 kişiden birinin geri dönmesi yeterli olacaktır.

Bu vesileyle şunu da vurgulamak istiyorum. Türki Cumhuriyetlerin yolu ve ipek yolu üzerinde yer alan ve ileride dünya serbest ticaret bölgesi olması kuvvetle muhtemel olan Kuzeybatı Kafkasya'ya geri dönüş hareketi hangi açıdan bakarsanız bakınız Türkiye'mizin de çıkarınadır. Kafkasya'ya geri dönüş yapıp orada firmalar kuran tüm insanlarımızın ithalat ve ihracatı doğrudan Türkiye ile oluşu bunun en basit kanıtıdır.

Yıllardır yanlış anlaşılıp yanlış yorumlanan DÖNÜŞÇÜLÜK kavramına da bir nebze temas etmek istiyorum. Dernek olarak, bu sözcükle sadece Kafkasya'ya geri dönenleri kastetmiyoruz. Bize göre Kafkasya'ya hiç dönmeden de pekala dönüşçü olunabilir.

Sermayesi bulunduğundan Kafkasya'ya yatırım yapan da, alt yapı çalışmaları için yasal hazırlığı yapılmakta olan dönüşle ilgili organizasyona ayda 1 dolar veya 10 Dolar katkıda bulunanlar da, sahil kentlerin birinde yazlık villa yaptırma yerine Kafkasya'nın Cennet köşelerinden birinde bir ev alıp zaman zaman tatilini geçirmek üzere (zira üç -dört saat sonra oradasınız.) çoluk çocuğuyla tatile giden de dönüş için hazırlık yapan insanlara caydırıcı ve olumsuz sözler söyleme yerine teşvikkar sözler söyleyip yardımcı olan ve Çerkes halklarının tarihi topraklarında ebediyen kendi yönetimleriyle, dilleriyle, tarihleriyle ve kültürleriyle yaşamasını gönülden arzu eden ve bunu samimiyetle ifade eden de bizim açımızdan dönüş yanlısıdır ve dönüşçüdür. Tüzüğümüzde inançlara saygılı olduğumuz sarahatle yer aldığı halde bizi yanlış algılıyor olmalarına rağmen, irtica maksatlı olmaksızın gerçek anlamda oraya dini hizmet götürmeye çalışanlar da bizim için aynı kapsamdadırlar.

Dönüş için gerekli koşulları yaratma konusunda Adığey Cumhuriyeti önemli adımlar atmış yasal hazırlıklar yapılmış olup Adığey Cumhuriyeti Kültür Bakanı sayın Çemişo Gazi bu konuda gerekli bilgileri verecektir.

Sözlerimi bitirirken, UNPO dan istihsal edilen kararın tebliğ edildiği tarihlerde RF. Başkanı Yeltsin, sürgünün 133.Yılı münasebetiyle yayınlamış olduğu mesajda, Rus Çarlığı tarafından Çerkeslere soykırım uygulandığını ve iradeleri dışında ülkelerinden uzaklaştırıldığını kabul ederek, sorunun uluslararası kurallara göre çözümlenmesi gerektiğini ifade etmiş ve Repatriyant yasası vb. arkasından gelmişti. Devlette devamlılık ilkesi uyarınca şimdi söz sırası Putin' dedir. Ancak O' nun ilk uygulamaları arasında yer alan ve Nalçık yolcularını Soçi'ye indirip kontrol ettirme, seçilmiş Başkanların atanmış yöneticilere bağlanması ve Çeçen halkının iradesi ile yetkilendirilen Devlet Başkanını tanımaması gibi olumsuzluklar kaygı veri-cidir.

Bu itibarla, RF. Başkanı Putin'den, UNPO kararlarına uymasını, Çeçenistan' daki akan kanı durdurmasını ve Çeçenlerin seçilmiş lideri Aslan MASHADOV' un muhatap alınmasını, Nalçık uçak seferlerinin eskiden olduğu gibi direkt olarak yapılmasını ısrarla talep ediyor aksine uygulamaları da şiddetle kınıyoruz.

Saygılarımla

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele