Bir Halk, Farklı İki Dünya

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Büyük Sürgün sonrasında apayrı iki dünyada yaşamak zorunda kalan Adığeler gerek dünyaya bakışları, gerekse yüzyıllardan buyana ürettikleri değer yargılarını koruma ve geliştirmedeki çabaları bakımından farklı hale geldi. Büyük Sürgün'ün ilk yıllarında vatana duyulan özlem, kültürel yaşamın canlı olması nedeniyle Anavatan ve Sürgün dünyasında farklı bakış açıları yoktu. Yeni nesillere dil ve kültür öğretiliyor, değer yargılarının korunması için çaba gösteriliyordu. Geri dönüş kaçınılmazdı. Belirli bir süre barınmak için yapılan yerleşim yerleri eğreti idi. Saraya yakın olanlardan tutun da kırsal alanlarda yaşayanlara dek tüm halk, bir gün geri dönmenin hesabını yapıyor; kimi at besliyor, kimi dönüş için gerekli olan alt yapıyı hazırlıyordu.

Adacıklar halinde yaşadıkları topraklar üzerinde sürgün Adığe dünyasını kurmuşlardı. Umut, vatana dönme umudu canlılığını koruyordu. Yaşamın her alanında geleneksel Adığe yaşamı egemendi. Hukuksal sorunlar kendi içlerinde çözümleniyor, hatta karşılaşılan yeni sorunlara birlikte çare aranıyordu. Adığelerin iletişim, bilgilenme ve bilgilendirme konularında önemli işlev üstlenmiş olan "haç'eşler" fonksiyonlarını sürdürüyor, boş kalmıyordu. Camilerde egemen dil Adığeceydi, cuma hutbelerini kendi dilleriyle okuyorlardı. Tek parti dönemindeki baskıcı tutum bile dilin ve kültürün unutulmasında etkili olamamıştı.



İkinci Paylaşım savaşından sonra gelişen olaylar Sürgün Adığelerinin üzerinde onulmaz yaralar açtı. Nazi Almanya'sı ile birlikte hareket edenlerin olumsuz propagandaları, dünyanın iki büyük kampa bölünmüş olması nedeniyle soğuk savaşın başlaması Sürgün Adığelerinin o zamana kadar korudukları "Anavatan" ve "Adığe" duygularını zayıflattı. "Sürgün Adığelerinin Rönesansı" diyebileceğimiz 60'lı yıllardan sonra oluşan ve Adığe dünyasına tamamen yabancı olan farklı kamplarda gençliğin yer alması, baş döndürücü bir hızla kırsal kesimlerden kentlere akının başlaması, gerek devletin, gerekse sosyal olayların getirmiş olduğu baskılar, Adığelerin bu güne dek üzerine ayak ucuyla basmakta oldukları yumuşak zemini kaydırdı. Bugün, kendilerini aydın, toplumun sözcüsü olarak gören pek çok kişi ulusal varlığından habersiz; kimi egosunu tatmin etmek amacıyla çocuklarına Adığece isim vererek, kimi derneklere iki kuruş bağışta bulunduğunda görevini yerine getirmiş olmanın hazzıyla kendini en iyi "Adığe" sanarak, kimi de oturduğu yerden Kafkasya'ya "nizamat" vererek "sorumluluk!" üstleniyorlar. Oysa şu son zamanlarda, özellikle de prostereykadan sonra "Adığenin Gerçek Dünyası" diyebileceğimiz Kafkasya'da değişen ve gelişen pek çok olay var. Hiç kuşkusuz bunların en önemlisi, her türlü kurum ve kuruluşuyla Adığey ve Khabardey Balkar Cumhuriyeti'nin kurulmuş olması. Bu iki devlet, bugüne dek Adığelerin tanık olmadığı baş döndürücü bir hızla ve kararlılıkla yılların tahribatına uğramış olan tarihi, sosyolojik, etnografik, kültürel ve sanatsal değerlerini topluyor, yorumluyor, ekonomik alanda düzenlemeler yapıyor; yeniden Adığe dünyasını kurmaya çalışıyor. Sanatçılarını özendirmek amacıyla yarışmalar düzenliyor, ödüller veriyor; üniversiteler açıyor, en değerli ve saygın profesörlerin bu üniversitede çalışması için teşvik ediyor; haksız olarak yıllarca Adığe toplumunun sürgün yaşamasına neden olan Kafkas-Rus savaşlarını yeniden masaya yatırıyor, Rusya Federasyonu Parlamentosu'nun gündemine almasını sağlıyor; ticaret alanında düzenlemeler yapıyor; dönüşü kolaylaştırmak, cazip hale getirmek için parlamentolardan yasalar çıkarıyor; Balkanlar'da yaşamak zorunda bırakılan yurttaşlara, konunun ivedi olması, savaşın ortasında kalmaları nedeniyle el uzatıyor, yılların hasretini sona erdiriyor. Kısıtlı olanaklara karşın her iki devlet de kültürel ve bilimsel yaşamı canlı tutmak için kitaplar basıyor, radyo ve televizyonlarına program için imkanlar veriyor, günlük gazeteler çıkarıyor. Sürgün Adığesi'nin yapması, hatta yapmak zorunda olduğu pek çok şey var. Her şeyden önce belgelere dayanarak sürgünün tarihini yazmak zorunda. Bugüne dek savladığımız "kil-u kalden" ileri gitmeyen savların artık bilimsel temele oturtulmasının zamanı geldi. Sağlam kaynaklara dayandırılarak sürgün tarihi-mizin ve kültürel değerlerimizin ortaya çı-karılması gerekiyor. Met Cuneteko İzzet Paşa'nın yazdıklarından bile maalesef habersiziz. Onun önemli yapıtlarından olan "Bosfor Kimmer İmparatorluğu" adlı yapıt-ının bulunması, mutlaka yeniden in-sanlarımıza sunulması gerekiyor. Baş-bakanlık Arşivi'nde yapılacak olan çalış-mayla bizim için hayati önem taşıyan pek çok belge su yüzüne çıkarılmış olacak. To-plumumuzun yüz yıllardan bu yana oluş-tura geldiği Nart Mitolojisinin Anadolu vary-antı ne yazık ki hala eksik. Bu önemli kültür hazinesinin bir an önce derlenmesi, bilim ve kültür dünyasına sunulması gere-kiyor. Çok zengin kelime hazinesine sahip olan dilimiz ne yazık ki yoksullaştı. Halk arasında yaşayan, fakat yaygın olarak kul-lanılmayan pek çok sözcük var. Bunların yeniden bilim ve edebiyat dünyasına ka-zandırılması gerekiyor. Atasözlerimiz, masallarımız, bilmecelerimiz, kahramanlık halk türkülerimiz çok anlamlı ve toplumumuzun düşlerini, umutlarını, acı ve mutluluklarını tarihin derinliklerinden getiriyor. Her biri tarihsel değere sahip olan kemerler, kamalar, Adığe giysileri gibi değerler ya yok pahasına elden çıkarılıyor, yada sandıklarda kendi kaderlerine terk ediliyor. Hiç olmazsa bu kültür ve etnografik değerlerimizin envanterinin çıkarılması gerekiyor. Bugün sürgünde yaşayanların sayısı milyonla ifade ediliyor. "Küçük" olarak nitelendirilen Adığe Cumhuriyetleri'nde yapılanları yapamasak bile, bu milyonların kendi kültür değerlerine sahip çıkmaları, derlemeleri, korumaları gerekmez mi? 1977 yılında, Yozgat ve Uzunyayla'da yaptıkları araştırmaları bitirerek Ankara'ya gelen saygın bilim kadını Vunereko Mir'e, "Neler buldunuz, buraya kadar geldiğinize, yorulmanıza değdi mi bulduklarınız?" diye sorduğumuzda, "Söylencelerde yer alan, ancak ne olduğunu bilmediğimiz, ne anlama geldiğini söylemekte güçlük çektiğimiz bazı şeyler aydınlandı. Öyle sözcükler bulduk ki, bunlar için bir kez değil, on kez olsa bile gelmeye değer" demişti.

Sürgün dünyasında yaşayan bizlerin umudu, çok şükür, hala bitmedi, tükenmedi. Geç kalmış olsak bile ufukta yeni umutlar beliriyor. Kaf Der'in kurmaya çalıştığı "Bilim ve Eğitim Vakfı" yukarıda sıralamaya çalıştığım konularda faaliyet gösterse bile önemli bir görev yapmış olacak. Değerli iş adamlarımızın kurduğu KAFİAD'ın, hem Kafkasya'ya yatırım yapma, hem de insanlarımızı oralarda istihdam etme bakımından sayısız yararı olacağına inanıyorum.

Zaman öyle acımaz ki, arkamıza bakmaya bile fırsat vermeden pek çok değerimizi öğütüyor, bir daha ele geçir-ilemeyecek bir şekilde yok ediyor. "Ben senden akıllıyım. Ben senden daha iyi Adı-ğeyim." deme zamanı değil. Herkesin aklının erdiğince, gücünün yettiğince bu kutsal görevin bir ucundan tutması gerekiyor. Adı-ğeler çok zorda kalmadıkça "Marje!" de-mezlerdi. "Marje!" dendiği zamanda dost, düşman herkes yardıma koşardı. Bu gün, kurtuluşumuz için "Marje!" ye kulak verme zamanıdır. Marje, toplumuzun düşmüş olduğu yok oluşu görün! Marje, benim elim-den ne gelir demeden toplumsal sorumlulu-ğunuzu kavrayın! Marje, birlik ve beraber-liğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde küçük çıkar hesaplarını bir yana koyun, bir araya gelin! Marje, Anavatanımızın ihya edilmesi, refaha kavuşması ve ilelebet yaşaması için tuzunuzu, biberinizi esirgemeyin! Marje!

BZEYİKO SAVAŞI

Vunereko Ray

(Vunereko Ray, yirmi yıla yakın Mıyekuape radyosuna program hazırladı. Köy köy gezerek Adığelerin kültürel değerlerini topladı. Gazete ve dergilere yazılar yazdı. Adığey'e giden yaşlı genç herkesi buldu, folklor alanında onların söylediklerini kaydetti. Dört yıldan bu yana Adığey Enstitüsünde çalışıyor. 1997 ve 1998 yıllarında Türkiye'ye gelerek folklor araştırmaları yaptı. Ray, bir asra yakın savaştıktan sonra Anayurtlarını terke zorlanan bir halkın kültürel değerlerini, dünyaya bakışlarını, sosyal ilişkilerini yeniden su yüzüne çıkarmanın ancak folk-lorla mümkün olduğu görüşünde. 1998 yılının son aylarında üç yüz sayfa olan "Adığe Voredıjleri ile Ulusal Bilim" adlı ki-tabını yayınlandı. Kitap, bir bilim adamına yakışır titizlikle hazırlanmış. Gerçekten çok önemli olan "Ön söz"den sonra "Tarihin İzleri", "Adığe Voredıjlerinin Yapılış Kural-ları", "Voredıj ve Söylence Anlatıcılarının Söylenceleri Koruma Yöntemleri" genel ba-şlıkları altında, alt başlıklar yer alıyor. Bibliyografya bölümünde 300'e yakın kaynak adı var. Büyük Sürgün'den sonra Adığe Tarihi içinde en önemli olaylardan biri de, hiç kuşku yok, "Bzeyiko Savaşı". Adığelerin tarihsel süreçleri içinde demokrasi adına yapmış oldukları bu savaşın nedenlerini ve sonucunu, edebiyatımızın artık klasikleri arasında yer alan Meşbaş'e İshak'ın bir ede-biyatçı duyarlılığı ve sorumluluğuyla romanlaştırdığı kitabını "Bitmeyen Umutlar" adıyla Türkçe'ye çevirmiştim. Şimdi de "folk-lor" açısından, Vunereko Ray'ın kalemiyle bu olaya bakalım.)



Çoktan beri bilim adamları arasında Bzeyiko Savaşı tartışılıyor. Hanceri'den başlayarak bugüne dek bilim adamları bu konuda yazı yazıyor, faklı görüşler ortaya koyuyor. 70'li yıllara gelin-ceye dek, Avle Pşımaf'ın yazdığına göre, bu konuda 53 ayrı çalışma yayınlanmış (1). Ondan sonra da yayınlanan çalışmalar var. 1996 yılında, Bzeyiko Savaşı'nın 200'üncü yılı nedeniyle Mıyekuape'de bilim adamları büyük bir toplantı yapmışlardı.

Çoğu bilim adamı, Adığe ülkesinde (süregelen) sınıfsal savaşın, Bzeyiko Savaşı'nın başlatılmasında da, bitirilmesinde de önemli etkisi olduğu görüşünde. Savaş, Şapsığ fekol'leri (Abzah ve Nathoylardan de katılanlar oldu) ile Şapsığların kendi topraklarından kovdukları Şerel'ıko Lekoleşler'i ve onların safında yer alan Bjeduğ Pşı (Prens), Vork (Şövalye)leri arasında oldu. Bzeyiko vadisinde meydana gelen bu olay, aynı amaçla dünyada yapılmış diğer savaşlarla kıyaslanıyor. Sözgelimi, Fransa'da meydana gelen ihtilale benzetenler var Bzeyiko Savaşı'nı, en son Mıyekuape'de yapılmış olan konferansta bu görüş ağırlıktaydı. Fakat bilim adamı Bıj Ali, Adığe ülkesinde 18. yy.'ın sonlarında yaşama geçirilen demokratik yaşam ve anlayışının başlaması, Bzeyiko Savaşı'nın yapılmasında etkili olduğu görüşünde (2).

Açıklık kazanan bir konu, tarihi yazanlar (bizim halkımızdan olsun, başka halklardan olsun) Adığe Tarihi'ni öğrenirlerken olaya yaklaşım tarzları, yararlandıkları kaynaklar ve anılar Adığelere ait değil, başka halklardan olup içimizde bir süre kalan ve yaşamımızı ilginç bulup yazanlar. Bunun için de Adığe bilim adamları bu konuda başkalarının söylediklerini ve yazdıklarını kanıt olarak gösteriyorlar. Fakat Adığeler, yazıyı bilmedikleri zamanlarda bile tarihlerini öğreniyorlardı, bunun için de belirlenmiş kurallar koymuşlardı.

Adığeler, Bzeyiko Şavaşı'nı nasıl algılıyorlardı, sorusunu şu son zamanlarda, tarihle uğraşanlar sormaya başladı. Mıyekuape'de yapılan konferansta da bu soru bir kaç kes soruldu. Bu sorunun yanıtı söylencelerde var, fakat hiç biri söylencelerde aramayı aklına getirmiyor.

Adığe tarihinin korunması için söylenceye büyük görevler yüklemişti Adığe halkı. Bu konuya tanıklık ediyor 19. yy.'da yaşamış olan Kalembıy Adilçeri'nin yazdıkları: "Adığe tarihinin anlatılması için türküden başka olanak kalmamış olsa bile, Adığenin karşılaştığı olayları ve dünyayı algılayışını sadece onunla bile yazabilirsin" (3).

Doğru, tarihi öğrenenler için Adığe söylenceleri önemli kaynak olabilir. Olayların örgüsü içinde yer alan pek çok şeyi, bu güne kadar güven duymadığımız söylenceler kanıtlayabilir, aydınlatabilir. Böylesi bir konu, üzerinde konuştuğumuz Bzeyiko Savaşı da.

Bu konuda söylenmiş olan voredıjler (kahramanlık halk türküleri), söylenceler açıkça aydınlatıyor kendi Adığelerin bu olayı algılayış biçimlerini. Söylencenin karakteri gereği bir kaç yerde süslü sözler bulunsa da Bzeyiko Savaşı'nın nedenini, nasıl geliştiğini, bu savaşta kimlerin bulunduğunu, nasıl bir sonuca ulaşıldığını voredıjler, söylenceler kanalıyla bir araya getirebildik. Söylenceler oldu Adığelerin bakış açısını açıkça sergileyen. Voredıjlerin başka karakteri var: Kahramanların davranışı bir-iki sözcükle betimlenirken, o sözcüklerin altında gizlenmiş olan başka bakış açıları da var.

Bzeyiko Savaşı'nın başlamasına neden olarak söylencelerde belirtilen tek sorun var: Adığe Xabze (Yasası) bozuldu, halk onunla idare olamaz hale geldi. Bunun kanıtı da Şapsığ Lekoleşi olan Şerel'ıkolerin kendi egemenliklerini pekiştirmek için xabzeye (yasalara) uymamaları.

Burada hemen belirtmeli ki; Adığenin en çok değer verdiği şey, kendi yaşam deneyimlerinden çıkardığı ve kendisinin yapmış olduğu Adığe Xabzesi'ydi (yasaları). Adığe yasaları, politikadan ekonomiye dek, yaşamın içinde yer alan her türlü olay ve konuyu kapsamına alıyordu. Kurallar koyuyordu ve koyduğu kuralları kararlılıkla uyguluyor, koruyordu. Zaman zaman Xase (Adığe Halk Kurultayı) toplanıyor, yaşama uygun yeni düzenlemeler yapılıyordu. Toplumsal ilişkileri düzenleyen, barış içinde yaşamalarını sağlayan Adığe Xabze (Yasası) idi.

Fakat, Adığe Xabze (Yasası) uyarınca bir soruna çözüm getirilemez, uzlaşma alanları kalmaz ise savaş olurdu. Bzeyiko Savaşı hakkında anlatılan söylenceler bize bu bilgiyi veriyor.

Şerel'ıkolerin göstermiş oldukları her türden yasa tanımazlığa Şapsığlar hemen sarılmıyorlardı. Adığe Xabzenın (Yasanın) çözüm bulacağını umarak, bazen yapılanları bağışlayarak, bazen de yapılanları görmezlikten gelerek (güç yetiremeyeceklerini bilen yoksul köylülerdi çoğunlukla yapılanları görmezlikten gelenler), aradan çokça zaman geçti. Derken, diye anlatıyor söylence, yiğit olduklarından kimsenin kuşkusu olmayan Melışe kardeşlerin biçtiği çayırdaki otu getirmeleri için Şerel'ıko adamlarını gönderdi. İki kardeş buna şiddetle karşı çıktı, ancak, acaba Şerel'ıko ödünç ot mu istiyor, diye düşündüler ve gelenlere:

-Otu nasıl götürmenizi istedi? Sahibine sorun mu dedi, yoksa sormadan getirin mi dedi? dediler.

Gelenler, Adığe yasalarına uygun olarak karşılandıklarını görmezlikten gelerek, isteseniz de istemeseniz de (otu) götüreceğiz, deyince Melışeler gelenlerden birini öldürdü, böylesi bir soygun için bir daha gelmemeleri haberini götürmesini öğütleyerek, diğerini bıraktılar. Fakat Şerel'ıkolar burada da durmadılar. Şapsığların mallarını yağmalamaya, karşı gelenleri öldürmeye başlayınca, Şapsığlar artık dayanamaz hale geldiler, Şerel'ıkoleri aralarından kovdular. Kaçanlar, canlarını kurtararak Bjedığ'a sığındılar. Böylesine sana güvenerek sığınanların rahatlarını sağlamak, gereksinimlerini karşılamak bir yana, onun düşmanını da düşman bilmek Adığe Xabzesi gereğiydi. Bunun gereklerini yerine getirmemeyi de, benzeri bir daha görülmeyecek korkaklık sayılıyordu. Böylece Sapsığlarla, Bjeduğlar karşı karşıya gelmiş oldular. Söylencelerin anlatımı bu şekilde. Daha sonraları tarihçiler, halkın bu olaya bakışını göz ardı ederek, Bzeyiko Savaşı'nın nedenlerini başka olaylara dayandırdılar.

Ürdün'de yaşayan destan anlatıcısı Şapsığe İndırıs'ın Bzeyiko Savaşı ile ilgili olarak anlattıklarının tümünü aktarayım. Onun anlattıklarında ulusal bakış ve anlayış hususunda çok şey var.

"Sizin oradan Meşbaş'e'nın Bzeyiko Savaş'ı hakkında yazdıkları da var. Fakat onun yazdıklarını bizim kabul etmemiz mümkün değil", diyor İndırıs. "Olduğu gibi yazmadı. Adığeler arasında meydana gelen üzüntü verici olayları biraz göz ardı etmek istediğini sanıyorum. Düşündüğü şey var. Bzeyiko Savaşı'nı biz şöyle biliyoruz: Şapsığlardan üç kişi çıkmış adam öldüren, soygunculuk yapan. Neyse, yolcuysan, söz gelişi işini kovalayanı öldürmek, soymak yaşam biçimi olabilir mi! Bunu kabul etmeyen Şapsığlar izlerini sürmeye başladılar, bunları öldürelim, diyerek. Fakat diğerleri Bjeduğ haç'eşine sığındılar.

-Kimlerdendi onlar?

-Ben onları bilmiyorum, soygunculuk yaptıklarını biliyorum. Bjeduğ'a sığınanların arkasından gidip, bunları bize verin, dediler.

-Bize sığınanları nasıl veririz, böyle şey olur mu?, diyerek, Bjeduğlar iki arada kaldıklarını belirttiler. Böyle bir yanıt alınca, "Bjeduğlar, öyle ise dinleyin", dedi Şapsığlar, "Bunların analarına, babalarına, kız kardeşlerine, mallarına-mülklerine, evlerine-barklarına bir zarar geldiği için koruduğunuzu düşünüyorsanız, diyecek sözümüz yok", dediler. "Fakat bunlar adam öldürüyor, soygunculuk yapıyor, ülkeye zarar veriyorlar. Eğer sizden kötülük yapanları biz korursak, şimdi yaptığınız gibi bizim içimizde kötülük yapanları da siz korursanız, kötülük yapanları engelleyemez duruma geliriz. Bunları bize geri verin," dedilerse de Bjeduğlar kendilerine sığınanları geri vermek istemediler. Çok güç durumda kalmışlardı.

-Vallahi, olan oldu ama konuklarımızı nasıl geri veririz? Olur mu öyle şey! İnsanlar, konuklarını geri verdi, diyerek başımıza kakmaya başlayacaklar. Nasıl olur?

-Sonra Şapsığlar ne dedi?

-Söylediklerimizi iyi düşünün, bu konuyu iyilikle çözelim. Eğer böyle olmazsa biz bu işin arkasını bırakmak niyetinde değiliz, savaşarak geri alacağız, dediler.

Bjeduğlar da, "Eğer savaşmak istiyorsanız o sizin bileceğiniz iş, yoksa biz konuklarımızı geri veremeyiz", dediler. Sorun çözümsüz bir hal aldı.

-Şimdi olanlara bak bakalım. İki tarafın da haklı olduğu yönler var. Sen olsan kimden yana olursun? Nasıl bir seçim yaparsın? Seçim yapma imkanı yok! Konuğunu geri vermek çok zor. Diğeri de, kötülük yapanı yaşatmamak için peşini bırakmıyor. Böyle olunca, kötülük yaparak sığınan birini ne zamana dek koruyabilirsin? Koruyamazsın! Onun gibi olanların ellerini ayaklarını prangayla bağlayarak sorunu çözemezsin. Bunun içindir ki, diğerleri rica ettilerse de olmadı.

Sonra, bunlar kalktı, Bjeduğ'a baskın yaptılar. Üçünü de bağlayıp getirdiler. Üçüne de gerekli olan ceza verildi. Onlar gibi düşünenlere de ibret payı vardı verilen cezada. Bu olay, Bjeduğların kalbini kırdı. Doğru kırılması da. Ben olsam, benimde kalbim kırılır. Fakat, işin özünü kavramak isteyenler için, Şapsığların yaptığı doğru.

Şapsığe İndırıs bunları anlattı. Tarih bilimi açısından kabul edilir, reddedilir yönleri var mı; doğru mu, yanlış mı anlattıkları, biz bunlara bakmıyoruz, bizi asıl ilgilendiren ulusal düşünce, ulusal bakış açısı. Adığenin yazılmamış tarihini, koyduğu yasalara uygun olarak düzenlediğini, en iyi olanı ölçü alarak bugününe ve yarınına yön verdiğini bir kez daha anlamımızı sağladı İndırıs, anlattıklarıyla. Adığe Xabze (Yasaları) bozulduğu zaman uyuşmazlık ve başkaldırının olacağını söylüyor. Böylesine, Adığe yasalarını her şeyin üstünde görüyor.

Başka bir söylencenin anlattığına göre, Bjeduğlar arasında yaşamakta olan ileri görüşlü kişiler, konuk olarak sığınmış olanların silahlı koruma altına alınmalarını doğru bulmuyorlardı.

Bjeduğ Pşı (Prens) ve Vork (Şövalye)leri bu konuyu görüşmek üzere bir araya geldikleri zaman Bjıhako Boroko:

-Şerel'ıkoler belalı konuk, soğuk kanlı olun!, demiş.

Hajemıko Betceri, "Ben, evime gelen konuğu kovamam, korkuyorsan kalpağımı giy", diye yanıtlamış.

Bu şekilde her kesin gözü önünde birini küçümsemek Adığe yasalarına uygun değildi, fakat Bjıhako söylemek istediğini söylememezlik etmedi:

-Delikanlı, yönetici olduğun için sana saygı duymak benim görevim, fakat aklın ermediği halde yaşlı olanı dinlemek zoruna gidiyor. Senin kalpağını ben giymem, ben söylediğimin ne anlama geldiğini biliyorum. Korkaklık söz konusu değil, Bjeduğ ve Şapsığlar boşu boşuna savaşacak, beni üzen bu, demiş.

Söylencenin anlattığına kulak vererek, tam da bu anlatılanlar gibi mi gelişti olaylar, demek doğru değil. Olayları süslemek, biraz da abartmak söylencenin huyu. Fakat, bu anlatılanlar arasında Adığelerin dünyaya bakış açıları, yaşamı algılayışları var. Karşılaştığı olayları değerlendirebilmek için halkın sağduyuya ve yeterli akla sahip olması her şeyden önemli.

Adığey'in dünyaya bakışından kaynaklanıyor başka söylencelerde anlatılanlar da: Hajemıko, Rus padişahına gidip top satması için rica edince, "Rus Generalleri sevindi", diyor, söylence, "iki Adığe boyu arasında savaş olursa güçleri azalır, oraları almak kolay olur". Zafer kazanırsa, Adığelerin Rusya ile barış yapmaları için aracı olma konusunda Hajemıko'nın verdiği sözü de unutmuyor söylence.

Hajemıko Betceri her kesin tanıdığı ünlü bir Pşı (Prens) olduğu için, savaşta onun öldürülmesini utku saydı Şapsığ kadınları. İki oğluyla kocasını savaşta kaybetmiş olan kadının ağzından halkın Betceri'ye nasıl baktığına söylence açıklık getiriyor:

-Şapsığ kadınları her doğuruşta benim oğullarım gibi çocuklar doğurabilirler. Fakat Bjeduğ kadınları yaşamları boyunca doğursalar bile artık Hajemıko gibi bir erkeği doğuramazlar, demiş Şapsığ ninesi.

Demek ki Adığe halkının özgürlükten ve birlik beraberlikten anladığı, kendi düşüncelerinin ve yaşam biçimlerinin ürünü olan Adığe yasalarıyla yaşamlarını sürdürmekti. Bu yasalar çiğnenecek olursa, Bzeyiko Savaşı'nda olduğu gibi üzücü olaylarla karşılaşılıyordu.

 

[Çeviren: Yenemıko Mevlüt ]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele