Abhazya Cumhuriyeti’nin Yasal Statüsünün Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi

Cumartesi, 13 Ekim 2012 17:31

(Kocaeli Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Uluslararası Kafkasya Kongresi’ne sunulan tebliğ. 26-27 Nisan 2012.)

 

Filiz CİCİOĞLU* /  Muharrem SARAN** /  Sezai BABAKUŞ***

NART Dergisi 84. Sayı

 

Giriş

Kafkaslarda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından (Aralık 1991) hemen sonra başlayan Gürcistan-Güney Osetya ve Gürcistan-Abhazya arasındaki sıcak çatışma süreci, 7 Ağustos 2008’de Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yeniden saldırısı ve Rusya Federasyonu’nun Gürcistan’a askeri müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmış, nihayetinde 26 Ağustos 2008’de Rusya Federasyonu’nun Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımasıyla noktalanmıştı. Rusya’nın ardından Nikaragua, Venezuela, Nauru, Vanuatu ve Tuvalu’nun da Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıması, bu iki ülkeyi uluslararası siyasi sisteminin bir parçası haline getirmiştir. Bu çalışmanın kapsamı Abhazya ile sınırlı tutulmuş ve amacı Abhazya Cumhuriyeti’nin yasal statüsünün uluslararası  hukuk açısından değerlendirilmesi olarak belirlenmiştir...

Abhazya’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Rusya Federasyonu ve Birleşmiş Milletler üyesi beş ülke tarafından resmen tanınmasıyla Abhazya ile Gürcistan arasında yepyeni bir dönem başlamıştır. Öte yandan, başta ABD olmak üzere Batı’lı ülkelerin hemen hepsi, Rusya’nın ve diğer beş ülkenin Abhazya’yı tanıma kararını tepkiyle karşılamışlardır. Abhazya’nın tanınmasına yönelik tepkilere dikkatlice bakıldığında asıl sorunun ülkenin bağımsızlığının yasal boyutu olduğu görülebilir. Bu nedenle bu gelişmeyi takip eden yıllarda yaşanması beklenen en önemli sorun, bu tanınma sonrasında Abhazya’nın devletlerarası hukuk açısından yaşayacağı sonuçlardır.

Abhazya’nın resmen tanınmasına karşı çıkanlar bu tanımanın devletlerarası hukukun ihlali anlamına geldiğini iddia etmektedirler. Bu nedenle bu çalışmada devletlerarası hukuk açısından Abhazya’nın bağımsızlığının yasal durumu tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu anlamda çalışmanın amacı Abhazya Cumhuriyeti’nin yasal konumu ve statüsünü uluslararası hukuk normları açısından değerlendirerek bu konuda uluslararası alanda oluşan boşluğu doldurmaya çalışmaktır. Çalışmada öncelikle Abhazya Cumhuriyeti’nin tarihi ve bu sorunun temelleri irdelenecek, ardından 2008 Savaşı sonrasında ortaya çıkan siyasi ve hukuki durum tespit edilerek, Abhazya Cumhuriyeti’nin yasal statüsü konusundaki tartışmalara yer verilecektir. Son olarak Türkiye’nin Abhazya politikasına tarihsel süreçte değinilecek ve sonuç bölümünde de bundan sonraki duruma ilişkin öneri ve değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Abhazya’nin Tarihi ve Abhaz-Gürcü Sorunu’nun Temelleri

Abhazya ve ülkeye adını veren Abhaz halkı uzun bir tarihi geçmişe sahiptir. Abhazlar ilk güçlü devlet örgütlenmesini M.S. 8’inci yüzyılda  gerçekleştirmişlerdir. 730’da kurulan Abhaz Krallığı, Karadeniz’in en güçlü devletlerinden biri olarak yüzlerce yıl hüküm sürmüştür. 10. ve 11. yüzyıllarda Abhaz Krallığı Batı Gürcistan’ı da içine alacak şekilde genişlemiş ve başkentini Novy Afon’dan Kutaisi’ye taşımıştır. Moğol istilası ile bu krallık yıkılmış ve Abhazlar yeniden eski topraklarına çekilerek orada egemenlik sürmeye devam etmiştir. Abhazya daha sonra Arap, Pers, Bizans istilalarından sonra 1555’de Osmanlı, 1810’da da Rusya’nın kontrolüne geçmiştir.

Çarlık Rusya’sının Abhazya ve diğer Kuzey Kafkasya’daki varlığı çatışmalara yol açmış, diğer Kuzey Kafkas halklarıyla birlikte Abhazlar Rusya’ya karşı başkaldırmıştır. Onyıllar süren savaşlar sonunda 1864’de Kuzey Kafkas halkları yenilmiş, bu yenilgi diğer Kuzey Kafkas halkları gibi Abhazlar için de tam bir yıkım olmuştur. Çarlık Rusyası’nın Abhazya’yı işgal ve ilhak etmesinden sonra Abhazların büyük bir kesimi 1864’de, kalanların da önemli bir kesimi 1877-1878’de (93 Harbi’nden sonra) anayurtlarını terke zorlanarak dönemin Osmanlı topraklarına sürgün edilmiştir. Bu iki büyük sürgün sonucu Abhaz nüfusunun %70’inden fazlası anayurtlarını terketmek zorunda bırakılmış, boşaltılan topraklara Ruslar, Kazaklar ve Gürcüler yerleştirilmeye başlanmıştır. Sürgün sonrası dönemde Abhazya’da Rus askeri yönetimi kurulmuş, ülke “Sohum Askeri Bölgesi” olarak tanımlanmış ve buna uygun bir askeri-idari yönetim aygıtı oluşturulmuştur. Çarlık Rusya’sının uyguladığı sürgün politikası sonucu Abhazların çok büyük bir kesiminin Abhazya’dan ayrılmak zorunda kalması, günümüzdeki Abhaz(ya) sorunun birinci temel noktasını teşkil etmektedir.[1]

Çarlık Rusyası’nın politikaları sonucunda Abhaz halkının kendi iç dinamikleriyle ekonomik ve kültürel gelişiminin engellenmiş olması Abhazların giderek kendi ülkelerinde azınlık durumuna düşmelerine neden olmuştur. Çarlık Rusyası’nın izlemiş olduğu bu sömürgeci politikalarla Abhazların gelişiminin engellenmesi ve giderek Abhazya’da azınlık durumuna düşürülmesi de bu sorunun ikinci temel toplumsal ve tarihsel nedenini oluşturmaktadır.

Abhaz halkı bu politikalar karşısında direnç göstermiş ve pek çok kez ayaklanmalar yapmıştır. 1917’de Rusya’da gerçekleşen Sovyet İhtilali, Kafkasya’yı da etkisi altına aldı ve Abhazya’ya yeniden egemen devlet olma şansı getirmiş ve 1921’de  “Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” kurulmuştur. 1922’de ise Abhazya ile Gürcistan, iki ayrı egemen devlet olarak “Anlaşmalı Sosyalist Federal Cumhuriyeti” oluşturmuşlardır. 1931’de SSCB’nin başına Stalin’in geçmesi ile birlikte Abhazya’nın 10 yıllık “cumhuriyet” statüsü “özerk cumhuriyet” statüsüne dönüştürülerek Gürcistan’a bağlanmıştır. SSCB tarihinde siyasi statüsü düşürülen tek ülke Abhazya olarak tarihe geçmiştir. Bu tarihten sonra Abhaz halkının aslında var olmadığı veya Gürcü halkının bir kolu olduğu şeklindeki iddialarla Abhaz halkının varlığını da inkar eden politikalar izlendi. Geçmişte ve günümüzdeki Gürcistan yönetimlerinin izlemiş olduğu imha ve inkar politikaları, Abhazya’daki bütün halkların Gürcüleştirilmesine yönelik politikalar sorunun üçüncü temel noktasını oluşturmaktadır. [2]

Abhazya’yı Gürcüleştirme politikaları 1931-1978 yılları arasında en ağır şekilde uygulanmıştır. Bunun sonucu olarak Abhazların genel nüfusa oranı 1900’ün başında yüzde 55’lerde iken 1940’larda yüzde 25’lere, 1970’lerde ise yüzde 18’lere gerilemiştir. Buna karşılık Gürcü-Megrel-Svan nüfus oranı ise son 50 yıl içinde yüzde 20’lerden yüzde 45’lere çıkarılmıştır. Stalin döneminde Abhaz politikacı ve aydınların pekçoğu ya öldürülmüş, ya hapsedilmiş ya da sürgüne gönderilmiştir. Abhazların mallarına el konulmuş. Abhazca konuşmak, okumak-yazmak yasaklanmış, isimler değiştirilmiştir.

1953’de Stalin’in ölümüyle birlikte Abhazlar kendi ülkelerinde yeniden söz sahibi olmaya başlamıştır. Ancak Gürcistan’ın Abhazya’yı kontrol etmek için anayasal haklarını kısıtlama girişimi yüzünden 1967 ve 1978’de büyük çaplı gerginlikler yaşanmış, bunun üzerine 1978’de Abhazya ve Gürcistan anayasaları, 1977’de düzenlenen SSCB anayasasına paralel olarak yenilenmiştir. Böylece Abhazya ile Gürcistan ilişkileri, Abhazya lehine nispeten iyileştirilmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Gürcistan ile Abhazya arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanmıştır. 1991’de Gürcistan yönetimi bağımsızlığını ilan etmiş, mevcut anayasa ve yasalarının artık geçerli olmadığını, bunun yerine 1921’de Sovyet iktidarı Gürcistan’da kurulmadan önce yürürlükte olan Gürcistan Anayasası’nın geçerli olduğunu ilan etmiştir. Sovyet yasalarının yürürlükten kalkmasıyla Abhazya’nın yasal statüsü de belirsiz kalmıştır. Gürcistan yönetimi, demokratik seçimle işbaşına gelmiş meşru Abhazya Parlamentosu’nun durumu görüşme taleplerini kabul etmeyince, Abhazya Parlamentosu yasal ve self-determinasyon temelinde meşru siyası haklarını kullanarak 23 Temmuz 1992’de egemenliğini ilan etmiş, kendisine bağımsız devlet statüsü veren 1925 Anayasası’na geri dönerek bağımsızlık yolunda ilk adımını atmıştır.

Gürcistan yönetimi Abhaya’nın bu adımına silahla karşılık vermiştir. 14 Ağustos 1992’de saldırıya geçen Gürcü birlikleri Abhazya’nın büyük bölümünü işgal etmiş, başkent Sohum’dan Gudauta şehrine geçen Abhazya yönetimi de işgale karşı direnişi başlatmıştır. Bu direniş kısa sürede yaygınlaşmış, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden, Rusya’dan ve başta Türkiye olmak üzere Kafkas diyasporası olan pekçok ülkeden gönüllülerin katılımıyla büyük bir çatışmaya dönüşmüştür. Bir yılı aşkın süren savaş sonunda, 30 Eylül 1993’de, Abhazya tarafı Gürcistan birliklerini yenilgiye uğratmış ve işgal kuvvetlerini sınır dışına sürmüştür.

Bu savaşta binlerce insan ölmüş, onbinlercesi de yerlerinden edilmiştir. Savaştan sonra Abhazya ile Gürcistan arasında, Birleşmiş Milletler, AGİT ve Rusya Federasyonu’nun gözetiminde diplomasi maratonu başlamıştır. Savaşın bittiği 30 Eylül 1993’ten 2001 yılı ortalarına kadar Abhazya-Gürcistan anlaşmazlığı ile ilgili 350’den fazla toplantı yapılmış ve 400’e yakın belge imzalanmıştır.[3] Şevardnadze’nin girişimleri üzerine Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Abhazya’ya karşı ambargo kararı alınmış ve bunun uygulamasını Rusya’ya bırakmıştır. Rusya, Eylül 1994’de Abhazya sınırını kapatmış, Ekim sonunda ise denizden de abluka oluşturması sonucu Abhazya dünyadan tecrit edilmiş ve ağır bir ambargoyla karşı karşıya bırakılmıştır.[4]

1997’de, Abhazya Gürcistan’a siyasi bir proje sundu. Taraflar ilişkisini federatif bir yapıya oturtan ve karşılıklı statüleri belirleyen bu projeye Gürcistan olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermedi. Bunun üzerine Abhazya projesini geri çekti ve bağımsızlığa yöneldi. 3 Ekim 1999’da Abhazya’da yapılan referandumda halkın yüzde 98’i bağımsızlıktan yana oy kullandı.

2000’li yılların başına kadar Abhazya’nın dünyadan izole durumu devam etmiştir. Bu yıllarda Rusya ile Gürcistan arasındaki işbirliği havası 2003 yılında Gürcistan’daki iktidar değişikliğiyle birlikte bozulmaya başlamıştır. Gürcistan’daki yeni iktidarın yüzünü tamamen Batı’ya çevirmesi ve Abhazya sorununu Batılı ülkeler üzerinden çözme girişimleri Rusya-Gürcistan ilişkilerini daha da kötüleştirmiştir. Gürcistan’la ilişkileri bozulan Rusya Abhazlar için bir fırsat doğurmuş ve Abhazya Rusya üzerinden dünyaya açılmaya başlamıştır.

Bu yıllarda Abhazya, demokratik, katılımcı bir siyasal yapı kurmaya çalışmış, parlamentosuyla özellikle savaş sonrası dönemde kendi halkına yeten bir devletleşme sürecini başlatarak ekonomik yapıyı oluşturma yolunda çaba göstermiştir. 2004-2005 sonrası dönemde Rusya’nın baskısıyla ambargo kalkınca ekonomisi canlanan Abhazya, 2005-2008 arası dönemde de dünya ile iletişimi hızlandırmış, diaspora ile ilişkilerini arttırmış ve küresel ekonomik düzenin parçası olma yolunda çaba göstermiştir. Bu süre zarfında Abhazya’da siyasal partiler kurulmuş, seçimler yapılmış ve toplum normalleşen bir hayata doğru adım adım ilerlemiştir.[5] 2005’ten sonra yaşanmaya başlayan bu süreç 2008 Ağustos ayında yaşanan “5 gün savaşı” ile farklı bir zemin kazanmıştır.

2008 Savaşı ve Abhazya’da Mevcut Durum

7 Ağustos 2008 gecesi Gürcistan kuvvetleri Güney Osetya’nın başkenti Shinval’de Rus arabulucular ve sivillerden oluşan bir gruba saldırdı. Rus ve Oset askeri güçlerinin tepkisi hızlı oldu. Güney Osetya’daki sivilleri koruma gerekçesiyle Rus kuvvetleri Güney Osetya’ya girdi. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov barışın sağlanabilmesi için Rus arabulucuların yetkilerinin arttırıldığını belirtti. [6]

Güney Osetya’da yaşanan olaylar üzerine Abhazya’da da hareketlenmeler yaşandı. Rusya-Abhazya askeri birlikleri Gürcistan sınırı boyunca ve Kodor Vadisi’nde biraraya geldi. Abhazlar Gürcistan sınırı boyunca oluşabilecek askeri hareketlilikten endişe duyarak Rus yetkililerden yardım talebinde bulundular.[7] Gürcistan birlikleri Güney Osetya sınırından çıkarıldı ve Rus birlikleri sınırı korumak için Abhaz kuvvetlerine destek verdiler. [8]

Yaşanan mücadele Rusya’nın politik bazı adımlar atmasını gerektirdi. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev ile Abhazya ve Güney Osetya’lı liderler Bagapş ve Kokoity’nin 26 Ağustos 2008’de biraraya geldiği toplantı sonunda Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsız devletler olarak resmen tanınmasına karar verildi. [9]

Bağımsızlığın tanınması ile birlikte Abhazya’nın uluslararası alandaki statüsü birden değişti. Bu değişiklik hem uluslararası, hem bölgesel hem de özelde Kuzey Kafkasya’daki politikalar bağlamında önemli gelişmelere sebep oldu. Abhazya, bilinmeyen, izole ve kapalı bir devletçik olmaktan çıkıp uluslararası alanda tanınan ve konuşulan, bağımsızlığıyla uluslararası hukukun temel kurallarını etkileyecek bir takım süreçleri başlatan, küresel mücadelelerin de merkezinde yer alan bir ülkeye dönüştü. 2008’den sonra zemin değiştirmiş olan bu süreçte, günümüze kadar bu bağımsızlık nasıl yaygın hale gelir, Abhazya uluslararası toplumun tam ve saygın bir üyesi olarak nasıl uluslararası sisteme entegre olur ve uluslararası toplum Abhazya’ya ve beraberinde getirdikleriyle Kafkasya’ya yönelik politikalar gerçekleştirir tartışmaları bugün Abhazya’nın gündemini meşgul etmektedir.[10]

Abhazya ile ilgili tartışmaların bir diğer noktası da başta Rusya Federasyonu olmak üzere Nikaragua, Venezuela, Nauru, Vanuatu ve Tuvalu gibi Birlemiş Milletler üyesi ülkeler tarafından tanınmış olmasına rağmen uluslararası alandaki yasal statüsüyle ilgilidir. Bir sonraki bölümde bu tartışmalara değinilecektir.

Abhazya’nın Yasal Statüsü ve Uluslararası Hukuk

2008 yılındaki resmi tanıma öncesinde, Abhazya’nın anayasası, bayrağı, milli marşı ve diğer devlet sembolleri mevcuttur. Seçilmiş bir parlamentosu, bir devlet başkanı, başbakan ve bakanlar kurulu, kendi bağımsız dış politikası, küçük ama etkin bir ordusu, iç ve dış sınır kontrol birlikleri, hukuk sistemi ve devletin gözetiminde bulunan sosyal ve ekonomik kurumları bulunmaktadır. Yaşanan sert ekonomik ambargolara rağmen Abhazya karlı turistik altyapısını, tropikal tarım koşullarını ve doğal kaynak avantajlarını kullanmak suretiyle belli bir ekonomik faaliyet seviyesine erişmeyi başarmıştır.

Politik açıdan bakıldığında ise, savaş sonrasında siyasi çoğulculuk sistemine geçilmiş, çok partili sistem ve canlı bir sivil toplum örgütlenmesi yaratılmış, devlet başkanlığı ve parlamento seçimleri yapılmıştır. Demokratik özgürlükler açısından bakıldığında, Abhazya resmen tanınmasından önce bile ABD merkezli Freedom House adlı  sivil toplum kuruluşu tarafından “yarı bağımsız” ülke kategorisine alınarak Gürcistan ile aynı seviyede yer almış ve uluslararası anlamda tanınmış bulunan pek çok eski Sovyet devletinin de üzerinde bir konuma yerleşmiştir.[11]

Devletlerarası hukuk açısından Abhazya devlet sayılabilmek için aranan tüm kriterleri karşılamaktadır. 1933 tarihli Montevideo Konvansiyonu’nun Devletlerin Hak ve Yükümlülükleri konulu 1 nolu maddesine göre “devletlerarası hukukun bir parçası olarak devlet şu özellikleri taşımalıdır: (a) daimi bir nüfus, (b) tanımlamış bir toprak parçası, (c) bir hükümet, (d) diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi.[12]

ABD Dışişleri Bakanlığı Kasım 1976 tarihli bildirgesinde devlet olma koşullarını aşağıdaki şekilde açıklamıştır: “net bir şekilde belirlenmiş bir toprak parçası ve nüfus üzerinde etkin kontrol; bu bölgenin düzenli bir hükümet tarafından idaresi ve dış ilişkileri etkin şekilde yürütebilecek ve uluslararası mükellefiyetleri yerine getirebilecek bir yönetim kapasitesi. Abhazya bu üç şartın tamamını karşılamaktadır. Daimi bir nüfus, belirlenmiş bir toprak parçası, net olarak çizilmiş ve ihtilafsız ülke sınırları, seçilmiş bir parlamento ve Abhazya Cumhuriyeti topraklarının tamamı üzerinde tek başına etkin kontrol ve yönetim gücüne sahip bir hükümet. Abhazya bağımsız bir devlet olmakla birlikte yabancı bir güç tarafından da kontrol edilmemesi de devlet olma yönünde önemli bir girdidir. Abhazya, Anayasası’nın 47 (8) ve 53 (4) maddelerinde belirtildiği üzere, uluslararası ilişkileri yürütebilme kapasitesine sahiptir. Kendi bağımsız dış politikası ve uluslararası bağlantılar kuran bir Dışişleri Bakanlığı mevcuttur. Abhazya politik açıdan bağlayıcı uluslararası belge, sözleşme ve anlaşmaları imza yetkisine de haiz bir ülkedir.[13]

Yeni bir devletin tanınması ile ilgili iki ekol mevcuttur. “açıklayıcı teori” ye göre “yeni bir devletin tanınması, prensipte yeni bir devletin varlığından bağımsız politik bir eylemdir.” Buna göre belirlenmiş bir toprağı, daimi bir nüfusu, kendi kendini kontrol edebilen bir hükümeti, kendi işlerini görebilen ve bunu yapma kapasitesine sahip olan oluşumlar devlet olarak tanımlanır ve bu anlamda tanınma zorunluluğu yoktur. Bu teoride resmen tanınma, temel yasal ilkeden çok uluslararası hayatın politik bir gerçekliğidir. Diğer devletler tarafından tanınsın ya da tanınmasın devlet olmanın gerektirdiği koşulları eksiksiz yerine getiren her yeni devlet yürürlüktedir.[14]

Kabul gören diğer bir tanınma tezi de “yapıcı teori” olarak adlandırılan muhafazakar görüştür. Bu teori açıklayıcı teorinin aksine tanınmanın bir devletin önemli özelliklerinden biri olduğunu savunur. Bu teoriye göre “devlet olmakla ilgili hak ve yükümlülükler sadece tanınma yoluyla elde edilebilir. Yapıcı teori bir ülkenin devlet sayılabilmesi için kaç tane devlet tarafından tanınması gerektiğini belirtmemektedir. Bu yüzden bu muhafazakar ve kısıtlayıcı teoriye göre bile, Abhazya, BM üyesi iki devlet tarafından tanındıktan sonra devletlerarası hukuk açısından devlet sayılabilmek için gereken resmi kriterleri, diğer devletler tarafından diplomatik tanınma dahil olmak üzere yerine getirmiş sayılmaktadır.[15]

Abhazya’nın diğer devletler tarafından tanınmama gerekçesi, kendilerinin belirttiği gibi konunun devletlerarası hukuka aykırı olması değil, daha çok siyasi ve jeopolitik nedenler yüzündendir. Abhazya’nın bağımsızlığının dünyanın Rusya dışındaki önemli güçleri tarafından hukuken tanınmamış olması, bu ülkeler tarafından bağımsız Abhazya Devleti’nin varlığını reddetmek ya da itiraz etmek için kullanılmaktadır. Oysa devletlerarası hukuka göre BM üyesi iki devlet tarafından tanınmasının Abhazya’nın kendini yöneten bağımsız bir devlet sayılması için yeterli olduğu düşünülmektedir.

Türkiye’nin Abhazya Politikası

Soğuk Savaş dönemi boyunca Türk dış politikası Batı Bloğunda yer aldığından Sovyetler Birliği ile ilişkileri alt düzeyde tutmuştur. 1990’lı yılların başında Türkiye’nin bölgeye yönelik izlediği politikanın temel parametrelerine bakılacak olursa; (a) Türkiye’nin bölgeye ilgisizliğinden çok, bölgeye yönelik ilgisini yoğunlaştırdığı konuların farklı olması, (b) Türkiye’nin Kafkasya politikası denildiğinde öncelikle Ermeni meselesinin gündeme gelmesi, (c) Türkiye’nin bölgede en fazla diyalog kurduğu ülkenin Azerbaycan olması ve (d) enerji meselesinin Türkiye’nin Kafkasya politikasında öncelikli alanlardan olmasıdır.  Abhazya’ya yönelik ilginin az olmasında Abhazların kendini yeterince anlatmamış olması da bir etkendir. Toplum seviyesindeki ilgisizlik siyasi hedeflerin de anlatılmamasından kaynaklanmaktadır.

Oysa Türkiye’nin 1990’lardan sonraki Kuzey Kafkasya politikasında Abhazya ön plana çıkmaya başlamıştır. Bunda Türkiye’deki Kafkas diasporasının da etkisi büyüktür. Türkiye bu yıllarda Kafkasya’daki temel çatışma alanlarının hepsine bir şekilde müdahil olmuştur. Ancak bu dahiliyet bilinçli bir tercihin sonucu değil, ancak konjonktürel gelişmelerin etkisiyle gerçekleşmiştir. 1990’ların ortalarından itibaren organize bir Kafkasya politikasının olmaması Türk dış politikası için sıkıntı oluşturmaya başlamıştır. Bu durum bir taraftan da Türkiye-ABD, Türkiye-Rusya ve Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. 1990’ların ikinci yarısında Türkiye kendini bölgeden uzaklaştırma politikası izledi. Ancak bu politikanın bedelleri 2000’li yıllarda karşısına çıkmaya başladı. 2000’li yıllardan itibaren Türkiye Abhazya’nın varlığını ve küresel politikadaki öneminin farkına varmaya başlamış ve bu çerçevede bir politika geliştirmek zorunda olduğunu da anlamıştır. 2005 yılında Rusya’nın ambargoyu kaldırmasıyla birlikte Kafkas diasporası Abhazya’ya yönelik ziyaretlerini arttırmıştır. Bunun üzerine Türk karar alıcıları bölgeye yönelik olarak politika üretmek zorunda kalmışlardır. Kafkasya’da yaşanan renkli devrimlerden sonra ABD ve AB’nin Kafkasya politikası da yeni şekiller almaya başlamıştır. Bu durumu fark eden Türkiye bir bölge ülkesi olarak politikasızlıktan politika üretme sürecine doğru evrilmiş oldu.[16]

2008 yılının Ağustos ayında yapılan savaş Türk dış politikası açısından çok zorlayıcı bir savaş oldu. Türkiye bu savaşta insani önlemler alma (Kızılay yardımları, zorunlu göçmen akımına karşı önlemler vb.) dışında genel olarak adım atmamıştır. Savaş sırasında Abhaz, Gürcü ve Oset’lerin sorunları yerine enerji hatlarının güvenliği ile ilgilenmiştir. Savaşın yaz aylarına gelmesi sebebiyle, TBMM’de de herhangi bir tedbir alınmamıştır. Savaşın başında bu şekilde pasif bir politika izleyen Türkiye, savaş bitmeden Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamaları ile aktif bir politika izlemeye dönüşmüştür. 11 Ağustos 2008’de açıklamalarda bulunan Erdoğan, Türkiye’nin Balkanlar’daki örneğe benzer biçimde “Kafkaslar İttifakı” gibi bir çalışma içine girebileceğini, Rusya Federasyonu’nun da bu ittifakta yer alması gerektiğini ifade etmiştir. Bunun benzeri girişimler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da sunulmuştur.[17]

Son dönemde ise Türk dış politikasında Kuzey Kafkasya’ya yönelik ilgide yeniden bir azalma görülmüştür. Bunda özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan “Arap Uyanışı” nın etkisi bulunmakla beraber savaş sonrası kurulan dengenin Türkiye’nin çıkarlarına uygun gözükmesinin de etkisi bulunmaktadır.

Sonuç

Abhazya self-determinasyon ilkesi, tarihi gerçekler, siyasi-hukuki normlar ve uluslararası teamüllerin hepsi bir araya getirildiğinde bağımsız devlet olma hakkına sahiptir. Abhazya’nın 1993’den beri sahip olduğu “de facto” bağımsızlık, Rusya, Nikaragua ve ardından diğer dört devletin de tanımasıyla “de jure” nitelik kazanmıştır. ABD ve Batı ittifakı Gürcistan’ı Abhazya ve Güney Osetya’ya karşı desteklemekle soruna tek taraflı bir bakış açısı sergilemektedir. Bu anlamda meseleye Soğuk Savaş mantığı ile bakmakta ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Oysa Abhazya ve Güney Osetya geri döndürülemez şekilde Gürcistan’dan ayrılmıştır. Uluslararası toplum da Abhazya’nın bağımsızlığını tanımalı ve desteklemelidir. Bu destek demokrasiye ve barışa büyük bir katkı sağlayacaktır. Uluslar arası topluma düşen bir başka görev de savaş ve ambargo yüzünden mağdur edilen Abhazya’nın zarar gören altyapısının imarı ve Abhazya halkının refahının yükseltilmesi için acil ekonomik yardım sağlanmalı ve Abhazya demokrasisinin güçlenmesine destek sağlanmalıdır. Zira Abhazya kendisi bu yönde ciddi çabalar göstermektedir. Abhazya seçimleri son dönemde Abhazya’da yapılan en demokratik seçimler olmuştur. Bu durum da uluslar arası toplumun Abhazya’ya alıştığını göstermektedir. Abhazya bu anlamda Kafkasya’nın tümüne örnek teşkil edecek adımlar atmaktadır.

Abhazya’nın siyasi, ekonomik ve demografik yapısını güçlendirmede en büyük rol kuşkusuz Türkiye’de yaşayan diasporaya düşmektedir. Abhaz ve Adige diasporası Abhazya için daha aktif ve etkin çaba göstermelidir. Diasporadan Abhazya’ya nüfus akışı hızlandırılmalıdır. Kafkasya’da barış ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Rusya’ya büyük görevler düşmektedir. Rusya ve Türkiye’nin bölge politikaları açık ve şeffaf olmalıdır. Öncelikli misyon bölgedeki ekonomik yapının güçlendirilmesidir. Abhazya’ya ulaşım imkanlarının geliştirilmesi, özellikle Türkiye’den deniz ve havayolunun açılması önem taşımaktadır. Abhazya da buna karşılık Türkiye ile ilişkileri kültürel ve ekonomik ilişkilerden siyasi ve güvenlik ilişkilerine dönüştürmelidir.

Dünya açısından Kafkasya, sadece stratejik coğrafi önemi ile değerlendirilmemeli, bu bölgede yaşayan halkların haklarını koruyacak politikalar geliştirilmeli, bölgenin kültürel, ekonomik ve ekolojik zenginliği desteklenmelidir.

Türkiye’de nüfusu milyonları aşan Abhaz-Adige diasporası, Abhazya ve Kuzey Kafkasya için teminattır. Diasporanın tarihi misyonunu yerine getirebilmesi örgütlenmesini güçlendirmesi ve siyasallaşması ile mümkündür. Diasporanın sahip olduğu potansiyel tüm zorluklara ve engellemelere rağmen bir değişim ve dönüşüm sağlayacaktır. Çünkü eğitimli ve toplumu sürükleyecek elit, entelektüel grupların sayısı arttıkça ve bu grupların inisiyatifi geliştikçe süreç doğru yönde işlemeye devam edecektir.

 

Kaynakça

CHIRIKBA, Viacheslav, “Devletlerarası Hukuk Açısından Abhazya Cumhuriyeti’nin Yasal Konumu ve Statüsü”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

ÇELİKPALA, Mithat, “Uluslararası İlişkiler Bağlamında Abhazya”, http://www.xabze.net/blog/?p=915

HILLE, Charlotte, “Devletlerarası Hukukta Abhazya’nın Tanınması”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

http://abkhazworld.com/headlines/706-26th-of-august-2011-by-richard-berge.html

http://english.pravda.ru/russia/kremlin/26-08-2008/106214-russia_ossetia_abkhazia-0/

http://www.cdi.org/russia/johnson/2008-156-4.cfm

http://www.jus.uio.no/english/services/library/treaties/01/1-02/rights-duties-states.xml

http://www.un.int/russia/new/Mainroot/docs/warfare/statement090808en.htm

KANBOLAT Hasan, “ Beş Gün Savaşı Sonrası Kafkasya’daki Yeni Dengeler”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

Kuzey Kafkas Kültür Derneği, “Abhazya Gerçeği”, Kafdağı Yayınları, Ankara 1992

YALÇINKAYA Alaeddin, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006

YENİGÜN Cüneyt ve Mehmet Ali BOLAT, “Gürcistan: Kaf Dağı’nın Ardındaki Çatışma”, Dünya Çatışma Bölgeleri, Nobel Yayınları, 2004, s. 293

*İnternet kaynakları 20.04.2012 tarihinde kontrol edilmiştir.



*Yrd. Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

**Avukat, Sakarya Kafkas Kültür Derneği Başkanı

***Gazeteci, Abhazya’nın Dostları Sözcüsü

[1]Kuzey Kafkas Kültür Derneği, “Abhazya Gerçeği”, Kafdağı Yayınları, Ankara 1992

[2]Kuzey Kafkas Kültür Derneği, “Abhazya Gerçeği”, Kafdağı Yayınları, Ankara 1992

[3]Yenigün Cüneyt ve Mehmet Ali Bolat, “Gürcistan: Kaf Dağı’nın Ardındaki Çatışma”, Dünya Çatışma Bölgeleri, Nobel Yayınları, 2004, s. 293

[4]Yalçınkaya Alaeddin, “Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme”, Lalezar Kitabevi, Ankara 2006, s.184

[5]Çelikpala, Mithat, “Uluslararası İlişkiler Bağlamında Abhazya”, http://www.xabze.net/blog/?p=915

[6]http://www.un.int/russia/new/Mainroot/docs/warfare/statement090808en.htm

[7]http://www.cdi.org/russia/johnson/2008-156-4.cfm

[8]Hille, Charlotte, “Devletlerarası Hukukta Abhazya’nın Tanınması”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

[9]http://english.pravda.ru/russia/kremlin/26-08-2008/106214-russia_ossetia_abkhazia-0/

[10]Çelikpala, Mithat, “Uluslararası İlişkiler Bağlamında Abhazya”, http://www.xabze.net/blog/?p=915

[11]http://abkhazworld.com/headlines/706-26th-of-august-2011-by-richard-berge.html

[12]http://www.jus.uio.no/english/services/library/treaties/01/1-02/rights-duties-states.xml

[13]Chirikba, Viacheslav, “Devletlerarası Hukuk Açısından Abhazya Cumhuriyeti’nin Yasal Konumu ve Statüsü”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul s. 21

[14]A.g.e., s. 22

[15]Hille, Charlotte, “Devletlerarası Hukukta Abhazya’nın Tanınması”, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

[16]Çelikpala, Mithat, “Uluslararası İlişkiler Bağlamında Abhazya”, http://www.xabze.net/blog/?p=915

[17]Kanbolat Hasan, “ Beş Gün Savaşı Sonrası Kafkasya’daki Yeni Dengeler”,, Abhazya’nın Bağımsızlığı ve Kafkasya’nın Geleceği, Abhazya’nın Dostları, Beşiktaş Belediyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Düzenlediği Uluslararası Konferans Konuşmaları, 30-31 Mayıs 2009, İstanbul

 

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele