Doğu ile Batı Arasında

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

14 Ağustos 1996 Gürcü birliklerinin Abhazya'ya girişinin 4. yıldönümü. Çoğu sivil binlerce insanin hayatına malalan bu yıkıcı savaş Abhazya’nın askeri zaferi ile sonuçlandı fakat istikrara veya gelecek hakkında netleşmeye yol açmadı. Rusya ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGIT) aracılığında, Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen barış görüşmeleri, soruna politik çözüm bulunması ve mültecilerin evlerine dönmesi konularına yoğunlaştı. Görüşmelerin başlamasından iki buçuk yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen henüz somut bir sonuç elde edilemedi.

Sovyetler Birliği’nin kontrolsüz çözülüşü bölgenin jeo-politikasını kökten değiştirdi. Birleşmiş Milletler tarafından temsil edilen dünya topluluğu 15 yeni devleti tanımak zorunda kaldı ve böylece Sovyet devletinin yıkılışını pekiştirdi. Bu amaç doğrultusunda kendi kaderini tayin hakki sadece SSCB yıkıldığı zaman birlik cumhuriyeti konumunda olan idari ve bölgesel birimlere geçici olarak uygulanırken kutsal "toprak bütünlüğü" ilkesi feda edildi. Dünya topluluğu demokratik ilkeleri çiğneme pahasına daha fazla çözülmeye aniden karşı çıktı - iste bu dönemde [mevcut] Gürcistan hükümeti bir darbe ile yönetimi ele geçirdi.

Adeta mitsel bir hale gelen kendi kaderini tayin hakkini gerçekleştirmeye çalışan ulusal gruplar, yeni devletlerin yaratılması seklinde olmasa bile, kendi haklarını koruyacak güvenceler bekleyebilirdi. Fakat gerçek hayat çok karanlık ve tehlikeliydi. Yeni kurulan devletlerde ulusal kurtuluş mücadelesinde bir dereceye kadar ilerici rol oynayan milliyetçilik eğiliminin çok güçlü olduğu görüldü. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin bağımsızlığı yolunda itici güç olan ulusal düşünce ayni zamanda bu devletler için Asil'in topuğu oldu.

Oldukça merkezi bir üniter devlet yaratmayı hedefleyen Gürcü politikası küçük ulusal grupların tasfiyesini amaçlayan politikanın merkezine yerleşti. Bu durumda Abhazya müttefikler aramak zorunda kaldı. Kuzeydeki güçlü komşuya -Rusya'ya- yaklaşma, Kuzey Kafkasya'daki etnik olarak yakın halklarla serbest ilişki kurma yolundaki doğal eğilimden olduğu kadar Rusya ile olan tarihsel bağlar ve güçlü bir destek sağlama isteğinden de kaynaklanıyordu. Abhazya’nın politikaları sadece ulusal varlığını koruma endişesinden değil, fiziksel varlığını koruma kaygısı tarafından belirleniyor.

Rusya, daha önce olduğu gibi, Gürcistan'i elinde tutmak için Abhazya’yı yem olarak kullanmaya çalışıyor. Rusya politik ve ekonomik yaptırımlar yoluyla Abhazya’yı Gürcistan ile (bu sefer Federasyon Anlaşması temelinde) birleşmeye zorluyor. Bağımsız bir Abhazya, Rusya Federasyonu'nu oluşturan unsurlar için istenmeyen bir örnek oluşturabilir.

Gürcistan, karşılığında, Rusya ve Bati arasında denge politikası izliyor. Gürcistan, ideal olarak, hem Hazar petrolünde geçiş hattı olan ve bütün bölge için önemli bir kavsak olan Abhazya’yı geri almak, hem de Rusya’nın varlığından kurtulmak ister. Batının tutumu bir noktada Rusya’nın ki ile çakışıyor - her ikisi de Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıyor. Fakat Bati, Rusya’yı bölgeden çıkarmak ve Rusya’nın güney sınırlarındaki etkisini pekiştirmek istiyor.

Abhazya üzerine en büyük baskı, politik çözüme ulaşılmadan Gürcü mültecilerin dönmesi ihtimalidir. Eğer bir anlaşma yapılırsa, Abhazya’nın dönen mültecilerin besinci kol olarak faaliyet göstermesinden endişe duyması için pek neden olmayacaktır. Mülteciler de nasıl bir ülkeye döneceklerinin farkında olmalı: Abhazya federal Gürcistan’ın bir unsuru mu, bağımsız bir devlet mi, yoksa Gürcistan konfederasyonunda bir cumhuriyet mi olacak? Eğer bölgenin konumu konusunda bir anlaşmaya varılırsa, Abhaz tarafı, mültecilerin dönme kararını Abhaz ulusal çıkarlarına sadakatin onaylanması seklinde değerlendirebilir.

Savaş nedeniyle oluşan ve kasıtlı olarak arttırılan hoşgörüsüzlük havasını küçümsememek gerekli. Abhazya'ya uygulanan yaptırımlar, Abhaz yönetimini görüşmelerde daha esnek davranmaya zorlamak için uygulanıyor. Fakat yaptırımların tam tersi bir etkisi oluyor –sıradan insanlar yaptırımlardan en olumsuz şekilde etkileniyor, zaten zor olan ekonomik durum ve psikolojik ortam daha da kötüleşiyor. Gürcistan tarafından telkin edilen her yaptırım, sadece kendisinin "düşman" imajını güçlendirmeye yarıyor. Abhazya’nın kara ve deniz sınırlarının insanlara ve (temel maddeler dahil) ticarete kapatıldığı, uluslararası haberleşme kanallarının kapatıldığı bir ortamda "çatışmacı zihniyeti asmaktan" bahsedemeyiz.

Görüşmelerdeki çözümsüzlük, kamuoyunun ideolojik bombardımanı, savaşta kaybedilenin zorla geri alınacağı seklindeki açık tehditler - bütün bunlar iki toplum arasındaki ilişkileri daha da gerginleştiriyor. Sinirin iki yakasındaki insanlar siyasi didişmeden yorgun. İnsanlar barış içinde yasamak, ailelerinin geçimini sağlamak ve çocuklarını eğitmek istiyor. Belki, yıkılan ekonominin toparlanmasını, rehabilitasyon ve diriliş sürecini engellememek için, Abhazya ve Gürcistan arasındaki görüşmelerde moratoryum ilan etme zamanı geldi. Ekonomik çıkarlar, daha önce savaşan bu iki halkı birbirleriyle barış içinde iletişimde bulunmaya zorlayacaktır. Bu, Gürcü savaşçıların sabotajlarına karşın, sinir bölgelerinde gerçekleşiyor, Abhaz ve Gürcüler birbirleriyle ticari ilişkiler geliştiriyor. Fakat ne yazık ki gelecekte nasıl yasayacaklarını belirleyecek olan sıradan Abhaz, Gürcü, Ermeni ve Rusların kendileri değil.

 

Liana Kvarçelya, Abhazya'daki İnsani Programlar Merkezi'nin koordinatörüdür. Bu yazı War Report dergisinden (Haziran 1996, sayı 42) çevrilmiştir.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele