Global Rapor'a Zorunlu Bir Yanıt

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Global Rapor"un 2. sayısında "Türkiye'nin Hıristiyan Komşularıyla İlişkilerine Genel Bir Bakış" başlığıyla yayımlanan makalede; "Kafkasya'da bir başka önemli sorun da bugün için Gürcüstan'ın en önemli dış politika meselesi haline gelmiş Abhazya sorunudur. Yanı başındaki Karabağ hadisesinin tıpatıp benzeri olan böylesi bir duruma da Türkiye yeni bir çifte standartla mı yaklaşacaktır. Üstelik Abhazların ayrılıkçı talepleri, bu halkın bölgenin nüfusunun sadece %15 kadarını oluşturması münasebetiyle, Karabağ Ermenileri ya da Bosna Sırplarına göre daha zayıf temellere dayandığı halde?" denilmektedir.

İsimlerinin Altına, "Ankara Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencileri" olduklarını yazmayı ihmal etmeyen Mehmet Hasgüler ve Bülent Uludağ'ın birlikte yazmış olduğu bu makale, Abhazya sorunu ortaya çıktığından bu yana Türk diplomasisinin bölgeyi yeterince tanımadan, günü kurtarmak adına yapmış olduğu politikaların bir devamı ve aynı söylemleri yinelemesi bakımından ibret vericidir. Özellikle "bilim" yapan insanlardan konularını daha iyi araştırmaları, yazdıkları yazının günü kurtarmak ve yıllardan beri söylenenleri tekrar etmek yerine geleceğe ışık tutmak ve kalıcı bir politika oluşturmak amaçlı olması beklenirdi. Oysa, son günlerde bazı Üniversitelerimiz (Karadeniz Teknik Üniversitesi, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi) Kafkasya araştırma Merkezleri kurmuşlar, bu bölgeler hakkında önemli makaleler ve kitaplar yayımlamışlardır. Kafkasya konusuna bilimsel açıdan bakmadığımız zaman diplomatik hataların yapılması kaçınılmaz olacaktır.

Abhazya Gürcü Toprağı mıdır?

Abhazlar, Kafkasya'nın otokton halkıdır. Yüzyıllardan bu yana kendi toprakları üzerinde yaşamış olan bu halk Vlll. yüzyılda Abhaz Krallığı'nı kurmuş, iki yüz yıla yakın bölgenin en güçlü devleti olarak varlığını korumuştur. Gürcüstan ve Abhazya hanedanları arasında yapılan bir evlilik bu iki devleti yönetsel açıdan birleştirdi. Xlll. yüzyılda Gürcü Krallığı'nın Moğollar tarafından yıkılmasıyla yeniden Abhaz Prensliği inşa edildi. Prenslik, XVl-XVlll yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğunun politik, ekonomik, dini etki alanına girdi. XlX. yüzyılda Abhaz Prensi Keleşbey Çaçba-Şervaşidze, daha sonra da oğlu Georgi, Rusya tebaasına kabul edilmeleri ricasıyla Rusya'ya baş vurdular. 17 Şubat 1810'da imparatorluk manifestosu yayımlandı, "Abhazya, Rusya İmparatorluğunun yüksek himayesine kabul edildi". Abhazya bu şekilde prenslik statüsünü korumuş oldu. 1864'de Abhazya'nın "özerk" statüsü kaldırıldı, iktidarda bulunan Prens Mihail Çaçba, Voronej'e sürgün edildi. 1870'li yıllarda Abhazya etnik felaket yaşadı. Kafkas-Rus savaşları neticesinde Rusların Kafkasya'da güç kazanmaları, Rusya'nın kolonyalist politikasını arttırdı. Üç yüz bine yakın Abhaz ülkelerinden sürüldü, Osmanlı topraklarına sığındı. Boşaltılan Abhaz nüfusun yerine Rus, Ermeni, Rum, Bulgar, Eston göçmenleri yerleştirildi. 1886'da Abhazların nüfus oranı % 85.7 iken Abhazya'daki Gürcü nüfusu % 6 idi.

Boşaltılan Abhaz topraklarında Gürcü nüfusunun alabildiğince hızlı bir şekilde arttırılması için zamanın Gürcü basını yoğun propaganda faaliyetleri yürüttü:

"Eski halklardan Çerkesler-Abhazlar artık yok... Bizim halkımız ne düşünüyor? Neden bugüne kadar bu mükemmel ülkeye bizim halkımız gitmedi? Kafkasya bizim ülkemiz değil mi? Kafkasya'nın tamamı bizim toprağımız, bizim ülkemiz".

(Droeba Gazetesi. 1883 No: 216)

"...Buraya Reçinstleri, Reçhumstleri, İmeretileri ve Mingrelleri dağdan gönderin. Ve bu ülkede meyve bahçeleri, toprağın verimliliği ve hayvancılığın Abhaz ve Çerkeslerin zamanından daha iyi olacağını göreceğiz."

(Şroma Gazetesi, Tiflis 1882. No: 15)

Tifliski Vestnik Gazetesinin 27.09.1877 tarih ve 209 sayılı nüshasında Gogebaşvili "Abhazya'ya kimi yerleştireceğiz?" başlığını atıyor ve şunları söylüyordu: "Bu göç belli bir zaman için değil, bunun geri dönüşü yoktur. Abhazya oğullarını bir daha ebediyen görmeyecek." diyordu. Oysa Abhazya, oğulları tarafından tamamen boşaltılmış değildi. Tam anlamıyla jenosit ile karşı karşıya olan Abhaz halkı canını kurtarmak için topraklarını terk etmek zorunda bırakılmıştı. Çok geçmeden geriye dönmenin hesabını yapıyordu.

İşte bu ve buna benzer propagandalarla Abhazya'daki Gürcü nüfusu bir yıl içinde %18.4'lük artış gösteriyor, 1887'de %24.4'e yükseliyordu. Daha da önemlisi, o zamanların söylemlerine dikkat edilecek olursa "Abhazya" adında bir ülke vardı ve onun halkı olan "Abhazların" varlığı inkar edilmiyordu.

Rusya'da gerçekleştirilen Şubat devriminden sonra, 10 Mart 1917'de Abhazya Halk Temsilcileri toplantısı yapıldı. Alınan kararla geçici hükümetin yerel organı olan "Toplum Güvenlik Komitesi" kuruldu. 8 Kasım 1917'de Abhazya Halk Komitesinin aldığı kararla "Halk Konseyi Anayasası" kabul edildi. 9 Şubat 1918'de Gürcüstan Milli Konseyi ile karşılıklı ilişkilerin kurulması ve sınırların belirlenmesi konusunda anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile Gürcüstan "İngur ve Bzıpta nehirleri arasında bölünmez bir bütün olarak Abhazya'nın mevcudiyetini" tanıyordu.

Abhazların o dönemde kendi kaderlerini belirlemeye yönelik gayretleri neticesinde, Abhazya 11 Mayıs 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne katıldı.

26 Mayıs 1918'de Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Aynı yıl Haziran ayında Bolşevik guruplarla mücadele etmek bahanesiyle Abhazya'ya Gürcü birlikleri sevkedildi. Birlik komutanı General Mazniaşvili, Genel Vali tayin edildi. 1918 yılının Ağustos ve Ekim aylarında Abhaz Konseyi iki kez dağıtıldı, milletvekillerine baskı yapıldı. Aydınlar ve halk üzerinde görülmemiş baskılar uygulayan Gürcüstan'ın Abhazya temsilcisi İsidor Ramişvili, 19 Mart 1919'da 3. Abhazya Halk Konseyi'nin açılış konuşmasında, "...biz işgalci değiliz ve buradaki topraklar bize lazım değil." (Naşe Slove, 1919, 21 Mart) diyebiliyordu. Gürcüstan Demokratik Cumhuriyeti'nin emperyalist emellerine İngiliz Araştırmacı Behofer, 1920 yılında yayımlanan "Denikin Rusyası" adlı kitabında şu sözlerle dikkat çekiyordu: "Özgür ve Bağımsız sosyal demokrat Gürcüstan devleti, hem sınırları dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından, hem de devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından her zaman anılarımda klasik bir "küçük emperyalist" örneği olarak kalacaktır."

1921 yılının 31 Mart'ında Sovyet egemenliğinin kurulması, Abhazya'da bayram havası estirdi. Halk, artık Gürcü mezaliminden kurtulacağına inanıyordu. "Abhazya Egemen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" kuruldu, politik seçim özgürlüğü sağlandı. Ancak, Stalin ve Orconikidze'nin 21 Aralık 1921'de Abhazya üzerinde başlattıkları ağır baskılar neticesinde Abhazya, Şubat 1922'de Gürcüstan ile özel bir anlaşma imzalamak zorunda bırakıldı. 1925 tarihli Abhazya SSC anayasasında, daha sonra da 1927 yılında Gürcüstan SSC anayasasında "Gürcüstan'ın federatif esaslar üzerine kurulmuş bir devlet olduğu" ifade edildi. Gürcüstan, güçlü taraftarlara sahip oldukça Abhazya'yı kendi topraklarına katmaktan, hatta Abhaz realitesini ret etmekten geri kalmadı. "Ulusların kaderlerini özgürce tayin etme" gibi yaldızlı laflarla Kafkasya'yı halklar mezarlığına çevirme becerisini gösteren Stalin, politik etkisini kullanarak 11 Şubat 1931'de Abhazya SSC'ini Özerk Cumhuriyet statüsüne dönüştürdü, Gürcüstan'ın bünyesine bağladı. 18-21 Şubat tarihleri arasında, hükümete güvensizliklerini belirterek Abhazya'da büyük gösteriler yapıldı. Abhazya'nın güçlü yöneticilerinin olması nedeniyle Gürcüstan ile olan ilişkilerinde federatif karakter taşıyordu. 1936 yılında Nestor Lakoba'nın tutuklanarak Tiflis'e götürülmesinden sonra güçler dengesi bozuldu. Abhazya'da hızlı Gürcüleştirme politikası uygulanmaya başlandı. Abhaz okullarında Abhazca eğitim kaldırıldı; Abazaca isimler Gürcüce'ye çevrildi. Abhazların yüz yıllardan beri kullanageldikleri soyadları zorla değiştirildi, Gürcüce yapıldı. Abhaz kalkına psikolojik baskılar uygulanmaya başlandı. Ulusal ve siyasal haklarını savunan aydınlar, çeşitli bahanelerle tutuklandı, kimi çalışma kamplarına sürüldü, kimi de öldürüldü. 1937-1953 yılları arasında demokratik yapı tamamen Gürcülerin lehine bozuldu, Abhazya'ya on binlerce Gürcü iskan edildi. Daha önceleri Abhaz realitesini kabul eden Gürcüler bu kez ağız değiştirdi, "Abhazya'nın ezelden beri Gürcü toprağı olduğu, Abazaların da Gürcülerin etnik alt kollarından biri olduğu" nu söylemeye başladılar.

Komünist Partisi Yöneticileri Abhazya'ya karşı asimilasyoncu politika uygulandığını kabul ediyor.

Stalin'in ölümünden sonra Abhazya'daki hızlı asimile faaliyetleri durduruldu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi 20. Kongresinde Stalin'in maskesi düşürülmüş, Abhazya'da en şoven, en gaddar uygulamaları ile bilinen Polis Şefi Beria sert bir şekilde kınanmıştı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi 1956 yılında "Gürcüstan Komünist Partisi Çalışmalarının Hataları" başlığı altında şu kararı almıştı: "Abhazya ve Osetya'da Gürcü, Abhaz, Ermeni ve Oset halkları arasında yapay düşmanlık tohumları atılmış; Abhaz, Ermeni, ve Oset kültürleri kasten yok edilmeye çalışılmış, bu halklara karşı kuvvete dayalı asimilasyoncu politika uygulanmıştır."

Kararda, Gürcüstan Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin tarihten ders almadığı ve Beria'nın asimilasyoncu politikalarının sonuçlarının ortadan kaldırılmadığı suçlamasına yer veriliyordu. Gürcüstan Komünist Partisi Merkez Komitesi de bu sert eleştiri karşısında geri adım atmak zorunda kalıyor, aldığı kararla geçmişte yapılan uygulamaların hatalı olduğunu belgeliyordu: "Beria ve suç ortakları açıklandıktan sonra Leninist ulusal politikanın geçmişteki çarpıtmalarına karşı acil önlemler alınmış olmasına rağmen engellemelerle karşılaşıldığından dolayı yavaş uygulanmıştır. Bu durum özellikle parti çizgisinin düzeltilmesinde ve yüksek mevkilere Gürcü olmayan unsurların atanmasında görülmüştür."

Gürcüstan, Stalin'in ve Beria'nın asimilasyoncu politikalarının yanlış olduğunu almış olduğu parti kararlarıyla kabul ediyor, ancak bunun düzeltilmesi için hiç bir çaba göstermiyordu. Aksine, Abhazların haklı isteklerini "milliyetçilik, şovenist tutumlar, ayrılıkçılık" gibi suçlamalarla geri çeviriyordu.

1972 yılında Abhaz tarihçileri Z.V. Anchabadze ve G. A. Dzidzara şunları yazıyordu: "Beria ve suç ortakları Leninist ulusal politikayı açık seçik tahrif etmişlerdir. Abhaz halkını ulusal gelişimini engellemişler, Abhaz-Gürcü kardeşliğini bozmaya çalışmışlardır. Abhaz okulları kapatılmış, diğer yasa dışı politikalar uygulanmış, Abhaz kültürü yok edilmeye gayret edilmiş ve kuvvete dayalı asimilasyon uygulanmıştır. Abhaz tarihi de şovenist amaçlarla çarpıtılmıştır. En iyi siyasetçiler, edebiyatçılar, sanatçılar ve diğer aydın unsurlar ortadan kaldırılmıştır."

Gürcüstan Komünist Partisi Merkez Komitesi 27 Haziran 1978 tarihinde bir toplantı yapar. Dönemin Birinci Sekreteri Eduard A. Şevardnadze'dir. 11. Oturumda 1930-1950 yılları arasında Abhazya'da gerçekleştirilen stratejik olaylara değinir ve şöyle der: "Geçmişte Abhaz halkının maruz bırakıldığı şovenist uygulamaların adını koyalım ve tereddütsüz kabul edelim. Bu politika hem Gürcü, hem de Abhaz halkının çıkarlarına aykırı olmuştur."

Asimilasyoncu-Kışkırtmacı Yayınlar

Hala Sürüyor

Ünlü bir yazar olan Mişveladze, 10 Aralık 1990'da "Fazıl İskender'e Açık Mektup" başlığı ile yazdığı bir yazıda, hepimizin adını bildiği ve pek çoğumuzun kitaplarını okuduğu Abhaz yazarı Fazıl İskender'e şöyle saldırıyor: "Ne Abhaz dili ve ne de kültürü olmuştur. Sadece lanet Bolşevikler saf Adığeler için Gürcü toprakları içinde Abhazya Özerkliğini uydurmuşlar ve olmayan halkın pasaportuna "Abhaz" milliyeti yazmışlardır."

24.08.1992 tarihinde Abhazya'ya saldırmadan önce Gürcüstan Askeri Birliklerini'nin Komutanı Karkaraşvili bir konuşmasında, "Bugünden itibaren Gürcü tarafı savaş esiri almayacak. Hükümet askerine silahla mukavemet eden, bu vermiş olduğumuz emir yerine getirilecektir. Yüz bin Gürcü ölse de Ardzımba yanlısı tamamı yirmi yedi bin olan insan öldürülecektir."

Görüldüğü gibi Karkaraşvili, Gürcü yönetimlerinin daha önceleri, Sovyetler döneminde Abhazlar üzerinde uygulayageldiği bir fiili, toptan bir halkı öldürmeyi, dünya uluslarının gözü önünde yinelemekten çekinmemektedir. Daha da önemlisi, dünyanın demokrat olarak bildiği bir lider, Şewardnadze, 27 Haziran 1978'de yapmış olduğu konuşmayı, "Geçmişte Abhaz halkının maruz bırakıldığı şovenist uygulamaların adını koyalım ve tereddütsüz kabul edelim. Bu politika hem Gürcü, hem de Abhaz halkının çıkarlarına aykırı olmuştur." görüşünü inkar edercesine Karkaraşvili'yi bu demecinden, yani Abhazları toptan yok etme düşüncesinden dolayı ödüllendiriyor, "Gürcü Halkının Şövalyesi" unvanını veriyor.

Gürcüstan, Türkiye ile Rusya Arasında

Tampon Bölge Olabilir mi?

Bu sorunun yanıtını çeşitli dergi ve gazete kupürlerinden alacağım alıntılarda bulmak mümkün:

Gürcüstan Savunma Bakanı Kitovani: "Rusya'nın Kafkasya'daki dayanağı olmaya hazırız. Ama bunun için Gürcüstan'ın güçlü bir devlet olması lazım. Rusya bize kotada öngörülen askeri teçhizatın %10'unu bile vermedi."

Nezavisimiya Gazetesi, 25 Mart 1993: General Boris Dikov geçenlerde, " bir tümenin Gürcü Silahlı Kuvvetlerine geçtiğini", yıl sonuna kadar da "34 garnizonun teslim" edileceğini tahmin ettiğini söylemiştir.

22 Ocak 1993 tarihli Başkan Yeltsin'in Devlet Hukuk Bürosunun Analitik Raporu: "Şevardnadze'nin ayakta kalabilmesi için Rusya'nın daha ciddi desteği gereklidir.", "Rusya ve Gürcüstan'ı yalnız ekonomik ve manevi bağlar bağlamıyor. Jeopolitik ve askeri gerçekler, bu ülkeleri birbirine yakınlaştırıyor."

Parlamenter Ada Marşaniya'nın konuşması. Nezavisimaya Gazetesi, 10 Nisan 1993: "Gürcüstan'da, Rus birliklerinin hemen ve tamamı ile geri çekilmesiyle ilgili olarak yapılan çağrılar ne Rusya'nın, ne de Gürcüstan'ın planlarına uygundur. Abhazya hariç olmak üzere bu etapta Rusya askerlerinin mevcudiyeti gereklidir. En azından sınırların korunması için. Cumhuriyetin bir ordusu yok ki, silahlı güruhtan başka."

Uluslararası İnsiyatif Kuruluşlarının ve

Sivil Toplum Örgütlerinin Raporları

Gürcüstan'ın Abhazya topraklarını ilhak amacıyla saldırısından sonra dünyanın çeşitli yerlerinden giden delegeler her iki tarafın da şikayetlerini dinlemiş, bağlı bulundukları örgütlere raporlar vermişlerdir.

a- B.M. İyi Niyet Heyetinin Raporu (12-20 Eylül 1992)

13. Şevardnadze, Abhazya'nın Özerkliğinin korunmasının ve onun kendini yönetme statüsünü sürdürmesinin gereğini kabul etti. Bununla birlikte, Gürcüstan'ın toprak bütünlüğünün korunması için bir çözüm olmasının ve bunun Abhaz ve Gürcü her iki tarafça da kabul edilebilir olmasının zorunluluğunu vurguladı.

16. Abhazya'daki durumun gerginliği ve savaşın, Gürcüstan sınırlarını kolayca aşabilecek yapısı devam etmektedir. Eğer önlem alınmazsa, sorun etnik ve dini boyutlar kazanarak komşu ülkeleri de içine çekecektir.

b- UNPO'nun Abhazya Raporu

6.İnsan Hakları ve Kültür Varlıklarının Tahribi:

Heyet, Gürcü kuvvetlerinin Abhazya'yı işgal ettikleri 14 Ağustos 1992'den bu yana insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiklerine dair yeterli delil toplamıştır. Elde edilen bulgulara göre:

-Şehir ve köylerde Abhazlar ve diğer etnik gruplar ciddi saldırılara uğramıştır.

-Siviller, Gürcü vahşetinin esas kurbanları olmuşlardır.

-Gürcü saldırıları özellikle Abhaz siyasi, kültürel, entelektüel, toplumsal liderlerini hedef almıştır.

-Abhazların yanısıra Cumhuriyette yaşayan Ermeni, Rus, Ukraynalı, Estonyalı ve diğer Gürcü olmayan azınlıklar da Gürcü makamlarınca benzer muameleye maruz bırakılmıştır.

-Abhaz varlığını ve milli kültürünü yoketmek amacına yönelik olarak tarih ve kültürel öneme sahip malzeme ve binalar taşınmış veya tahrip edilmiştir.

10.Heyet, Abhazya'da devam etmekte olan savaştan ve her iki taraftan asker ve sivil olarak verilen kayıplardan dehşete düşmüştür. Ölü ve yaralıların çoğu sivildir.

Kayıpların önemli bir kısmı, Cenevre Konvansiyonu ile yasaklanan ve Gürcü askerlerinin kullandığı bombaların sonucudur.

-Delegasyon, Abhazların yaptığı tahribatlarla ilgili kanıtlar bulmuştur: Abhaz kuvvetleri, Ekim'de Gagra ve civarındaki pek çok evi tahrip etmiştir. Fakat delegasyon, Gürcü yetkililerinin ve basınının rapor ettiği gibi herhangi bir kitlesel katliamla ilgili kanıt bulamamıştır. Gerçekte, bu tür olayların cereyan ettiği söylenen yerlerdeki sakinler, Gürcü ve Ruslar dahil olmak üzere, bu iddiaların propaganda olduğunda ısrar etmektedir.

B.D.T'yi arkasına alan Gürcüstan bugün Abhazya'ya karşı amansız bir ambargo uygulamaktadır. T.C. de, Gürcüstan ile dostluk ilişkilerini geliştirme, "bu ülkenin Rusya ile Türkiye arasında tampon bölge olma", Türk Cumhuriyetlerine "transit geçiş yapma" gibi belki de bugün için geçerli olan, ancak uzun vadede ne getireceği belli olmayan bahanelerle (hem içte, hem de dışta tarihsel süreç içinde de görüldüğü gibi gerçekten kendisi ile müttefik olan, uzun vadede de müttefik kalabilecek bir halka), Abhaz-Adığe halkına sırtını dönüyor. Bu halkın diyasporada yaşayan kardeşlerinin vermiş olduğu vergiyi, ulusal, kültürel ve tarihsel varlıklarını yeryüzünden kazımak isteyen Gürcüstan'a peşkeş çekiliyor. T.C., Gürcüstan ile yapılmış olan ikili anlaşmalar nedeniyle, vatandaşlarına verdiği T.C. pasaportunun sahip olduğu yasal dayanakları inkar ediyor; Abhazya'da evlilik yapmış, akraba ziyaretine gitmiş ve ticari ilişkilerde bulunan vatandaşlarını Trabzon gümrük kapılarından içeri almıyor, gemilerde haftalarca aç, susuz ve hasta olarak bekletiyor.

Şimdi, genç bilim adamlarına, T.C'nin dış politikasını oluşturan sayın Dışişleri yetkililerine ve politikacılara soruyorum: Özellikle Stalin ve onun piyonu olan Beria'nın bir halkı yok etmek için uygulaya geldikleri şovenist, asimilasyoncu uygulamalara karşı kendi ulusal varlığını korumak için direnen Abhaz halkı mı "ayrılıkçı" olan? "Yüz bin Gürcü ölse de Ardzınba yanlısı yirmi yedin bin insanı öldürmek" düşüncesi ile Abhazya'ya saldıran kolonyalistler mi haklı? Peki, Abhazlar "ayrılıkçı" olmamak için yüz yıllardan beri üzerinde yaşadıkları toprakları Gürcülere mi bıraksınlar? Dillerini, kültürlerini, tarihlerini korumaktan vaz geçip "Yaşama hakkımız kalmadı, Gürcüleşmek istiyoruz" mu desinler?

"Yedi düvel" tarafından Anadolu'da boğulmak istenen bir halkın Abhazya konusunda er veya geç doğru tespit yapacağına; evrensel anlamda barışın, halkların ulusal varlıklarının koruması ve geliştirilmesine, insan haklarına inanan aydınların ve politikacıların var olduğuna; Avrupa'da Gürcüstan lobileri tarafından yürütülen ve çeşitli sivil inisiyatiflerce empoze edilmeye çalışılan "Gürcüstan megalo ideasının" geri tepeceğine inanmak istiyorum.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele